DOSTÇA MEKTUPLAR-3


Umutsuzluğun üzerindeki fosil toprağı atan devinimler hiç kuşkusuz karşımıza çıkacaktır. Buda kitleleri ‘yürüyen ölüler’ olmanın ötesine taşıyor. Tükendiği düşünülen kitle ruhu ‘sarı yelekliler’ de, ABD de ‘siyah öfke’ de, daha pek çok küresel, ulusal, yöresel ekolojik başkaldırılarda açığa çıkıyor. Yeter ki, insan metabolizmasını ateşleyen düşünsel ve duygusal duyarlılık alanına dönük hücresel bir sunum olsun…Yani toplumsal enjeksiyon girişi… Bu düzeyde yaşanan psikolojik faktörlerin belirleyici ögesi, temelde ‘yeni dünya düzeni’ ne karşı duruş, direniş sergileyen, dinamik kodları olan birey olgusuna ulaşmaktır…

Marksist düşünür Slavoj Zizek ‘in dediği gibi “düşünen insan eylemi” ni yakalamak…Yaşama sarılmak için,’ düşünce durakları ‘na gereksinme olacaktır. Bu alanlar, bir anlamda okuma süreçleri olacaktır… Bozulmuş fabrika ayarlarından çıkmaktır.

Sahip olduğumuz kişilikleri parçalara bölebiliriz.. Kendimize yeni yol arkadaşları bulabiliriz…
-okuyan insan (pencere önü, açık hava, yolculuk v. b. Okuru olmak)
-merak, tutku taşıyan insan. (resim, müzik, tiyatro, sinema, güzel sanatlar ilgisi…)
-yazan insan (yazdıklarını paylaşan)
-beceriler oluşturan insan. (farklı üretim alanlarına taşıyan, aktaran, keşifler de sörf yapan).
Umutsuz olmayan içimizdeki insanı bulup çıkarmak, bilimin yol gösterici ışığından ilham almak tabiki bizim sorunumuz olacaktır. Bu insan tipi ile pratik, eylem alanını örgütlemektir… Dostoyevski ile derinleri zorlamak…Altın çağı yaşayan Avrupa’da Fransız devriminin jakoben ikliminde nefes almak… Alman romantizminde kaybolmak… Düşünürlerin birbiri ardına akıcı dünyasında gezintiye çıkmak…İnsanı insan yapan değerleri yakalamak..

Evet, işimiz bu…

Küresel kapitalizmin çöküşü önümüze yeni savaş yöntemleri ortaya çıkaracaktır… Bu bilişim alanında, sağlık, finans gibi pek çok sahada, pek çok argümanlarla karşımıza çıkılacaktır. Çağımız uluslararası sistem tarafından, kayıp zamanlar, kayıp kuşaklar, kayıp ideolojiler, tüketilmeye çalışılan insanlık ve de virüs salgıları çağıdır…Bu nedenle yaşama, insana dair tepkiler veren, eylemsellik içeren, o bakışı taşıyan insanı bulmak zorundayız… Tüm coğrafyalarda çöküşe bayrak tutan küresel dünyada yol, yön arayan insanı açığa çıkarmalıyız..
Artık felsefenin ‘kimim ben’ sorusu yerine ‘nereye aitim, nereye evriliyorum’ sorunsalını içeren anlayış üretilecektir… Biz buna ‘yeni protip’ diyeceğiz. Bazı sosyologların deyimiyle ‘son insan’ bulunmalıdır…

İsyan, öfke, yeni politik iktidar sloganları çağımızın öznel ilacı olacaktır. Bu, biz düşünen insanın eylemsellikte yeni salgını damarlara enjekte etme hareketi olacaktır.


Bir Cevap Yazın