Perşembe, Mart 5, 2026
Dünyadan HaberlerGüncel

İRANGATE-KONTRA , CİA- MOSSAD =EPSTEYİN

Yukarıdaki başlığa bugünden bakıldığında kronolojik olarak biribirine  tezat diye düşünürsünüz. Oysa tamda kronolojik olarak biribirini besleyen olayların bir bütün olarak günümüze yansımasıdır.

1980 de Ronald Reagan kongrede de yaptığı konuşmada  Nikaragua’yı kasdederek ” Amerika, bölgesinde  ikinci  bir Küba’yı istemiyor..” diyerek Nikaragua ya karşı  yapılacak  operasyonlara ilişkin kongre üyelerinden destek istedi.  Gerek  Demokratların, gerekse iç kamuoyunun   Domuzlar körfezi, Vietnam yenilgisi ,İran hezimeti gibi başarısız operasyonlar dan ötürü tereddüt lü  yaklaşımlarla  karşılaşınca  beklediği desteği  bulamadı. Bu defa  ‘komünizme karşı  mücadele ‘ adı altında  pasif bir kampanya  önerisi ile kongrede yeterli desteği  alarak kolları sıvadı.  Bu isimle önceden kurulmuş  derneklerin faaliyetleri yeniden aktif hale getirilerek  merkezi bir fon oluşturulmalı idi. Fon da ki birikim denizaşırı ülkelere yapılacak  operasyonlara bütçe  oluşturacaktı. Müttefiklerden destek mesajları alındı. Suudi Arabistan  kralı  ve bölge emirleri  kişisel servetlerinden her ay 2 milyon dolar ödenek ayırdılar. Meksika, Kolombiya gibi ülkelerde uyuşturucu baronları  birer milyondan az olmamak üzere bağış  ve kampanya başlattılar .Hatırı sayılır servete sahip faşistlerden tutun, faşist parti yönetici ve devlet başkanları ve dahi bir çok şirket desteğini sundu. İşin ucu kıta Avrupasına dayandığında eski Nazi hayranı  iş insanları, hatta  İngiltere de kraliyet sarayı  üyeleri (prens ve prensesler) dahil  ne kadar anti- komünist varsa  bu kampanyaya destek verdiler. Ve fakat kazın ayağı öyle değildi. CİA’nın verdiği raporlara göre  fondaki birikimler  askeri operasyonlara  ve diğer faaliyetlere yetmiyordu. R.Reagan çözümü başka  bir faaliyette aradı. İran’ a silah satılacaktı. Elde edilecek gelir fonu tamamlıyordu. Aracılar bulundu. Gemiler filo halinde  kargoyu muazzam yükle ve sorunsuz yerine ulaştırdılar. ABD  bir taşla iki kuş  vuracaktı. Hem fon için istediği geliri elde edecekti hem de İran’ı günü geldiğinde Ortadoğu’da önü alınmaz bir savaşa sürükleyerek  yıpratacak ve 79’un öcünü alacaktı. Öylede oldu. İran-Irak savaşı on yıldan fazla sürdü. Bu kirli fon için İran ciddi bir gelir kapısı idi. CİA ulaşım ve malzeme tedariki için paravan bir kargo şirketi kurdurdu.  Adı SAT idi.

Bu isim son derece masum  ve  eğitimle ilgili  faaliyet sürdüren, kâr  gütmeyen tanınmış  bir kurumun ismiydi . Kargo; hava  taşımacılık  faaliyetlerine uygun düşen bir alt yapı ile  organize edilecekti.  İrili-ufaklı eski kargo uçaklarından tutun da ,ormanlara ve nehirlere inebilen uçan kotralara kadar  bu tedarik SAT tarafından sağlandı. El Salvador sınırı, Honduras  ve Portoriko’ da ki kontra kamplarına  havadan malzeme  tedariki  rutin biçimde ulaştırıldı. Bu rutin gece- gündüz aylarca devam etti.

Kontralar tamamen CİA’nın güdümünde faaliyetlerine odaklandılar. Devrime destek veren halk zalimce ezilmeliydi. Ülkenin altyapı kaynakları tamamen hedef haline getirildi. Köprüler, yollar, su kaynakları, enerji hatları, tarlalar, ormanlar, üretim sahaları   yani yaşama dair ne varsa  yakılıyor  ve tahrip ediliyordu. Halkı  yıldırma ve korkutma  eylemleri giderek artıyordu. Bu faaliyetler çoğaldıkça  dünyanın dört bir yanında kontralara karşı insan hakları örgütleri de protesto eylemleri yapıyordu. Olay sadece Nikaeagua’ da değil,devrimci mücadelenin yükseldiği orta  ve güney Amerika ülkelerine kadar sıçradı. Kolombiya  kontralar için en büyük sığınak alanı oldu. Kontra kampları  çoğaldıkça SAT uçuşları da o kadar artıyordu. Ne var ki  kamplara silah  ve malzeme indiren  uçaklar  boş kalkmıyordu .Ya tutsak düşen  gerillalar, ya uyuşturucu  ya da halktan gaspedilmiş varlıklarla  muhtelif üslerine dönüyorlardı.

CİA, bu faaliyetleri kıta Amerikasının dışına taşıdı. Afganistan’dan Keşmire,Endonezya dan Filipinlere  ,Ortadoğu’dan Afrika’ya ,dünyanın dört bir yanında kontra faaliyetlerini başka isimler altında devam ettirdi. Zaman zaman  CİA uçakları olarak adlandırılan  bu araçlarda devrimciler sorgulanıyor ve yok ediliyordu. Aleni uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapılıyordu. Çocuklar kaçırılıyor ve akıbetleri bilinmiyordu. Çoğunlukla yoksul ülkelerde özellikle Amazon havzasında yaşayan yerliler kaçırılıyor ,organ kaçakçılarına teslim ediliyordu. Bu faaliyetler 1986 yılına kadar aralıksız devam etti.

86’nın sonbaharında Nikaragua ordusu bir SAT  uçağı düşürdü.  Düşen uçakta bir kişi sağ kurtuldu. CİA ajanı  EGUENE HASENFUS. Çözüldü  ve herşeyi itiraf etti.  İRANGATE  skandalı böylece patlak verdi. Olay sadece Amerika kıtasına ait değildi. Ortadoğu’da  da işin içindeydi  ve bir Lübnan gazetesi  itirafları bütün teferruat ile yayınlayınca Reagan  kabul etti.

SKANDAL açığa  çıktı çıkmasına  ancak bu durum CİA  operasyonlarını durdurmadı .Zira Emperyalist sistem bütün azametiyle  yaşamalıydı. Fatura sadece mevcut hükümete  çıkarıldı. Ne var ki İran  tarafından maddi destek gelmeyince  FON’da açık büyüdü. Deşifre olan bir çok kontra mensubu ya ABD  vatandaşlığına alınarak orduya dahil  edildi  ya da uyuşturucu çetelerine katıldı. SAT zor durumda kaldı. İflasın eşiğine geldi. Yeni ve başka operasyonlar için kurtarılması gerekiyordu. İşte tam bu dönem JEFRİ EPSTEYİN  bulundu.

Kendisi ABD vatandaşı bir Yahudi idi. İsrailli  bankerler le iş yapıyordu. İşi ; şirketlere finansal kaynak bulan bir danışmanlık firmasını yönetiyordu. Yani tefeci idi. Kaynağı belirsiz devasa meblağı bir anda aracılar vasıtasıyla piyasaya sürebiliyordu. Yani büyük çapta kara para aklayıcısı idi. Bu onun  şahsında madalyonun görünen yüzü idi. Madalyonun arka tarafı başkaydı. Öteden beri Mossad ile içli dışlı idi. Aynı şekilde CİA’nın üst düzey şefleriyle de ilişki içindeydi. Bir çok ülkede  politikacı dostları ve iş adamları vardı. Özellikle birçok ülkenin dış işlerinde çalışmış ya da çalışan her kesle ilişki kurabilmişti. Kısacası siyaset ve iş dünyası için aşina bir tipti.

Epstein SAT ‘ı kurtarma teklifini kabul etti.

Aslında bir nevi bu göreve getirildi. Önce eskimiş bütün kargo uçaklarını elden çıkardı.

Turistik turlar düzenleyen bir şirket görünümü vererek SAT ‘ı TOWERS FİNANCİAL CORPARATİON’ a bağlı bir alt birim haline getirerek bünyesine kattı ve böylece kamufle etti. Yeni alınan uçaklar ; karayiplerden Atlantik okyanusu na küçük ada yada adacıklardaki tesislere  turist taşıyordu.  Sıradan bir turistik faaliyet değildi. Hatırı sayılır zenginlere sex turizmi ile pahalı hizmet sunuyordu. Yanında  genellikle eski SAT çalışanları ile bu işleri organize ediyordu. Zira onlar sayesinde dünyanın bir çok bölgesinde  çocuklar  bulunup getiriliyor  ve bu tesislerde  insanlara tabaktaki yemek gibi sunuluyordu.

EPSTEYİN bu faaliyetleri yürütürken asıl işi  ekabir insanlar (politikacı ve ya iş insanı) hakkında fiş  tutmak yani dosya oluşturmak idi. Günü geldiğinde bunlara belli yaptırımları şantajla kabul ettirmek  ve uygulatmak .Yani bir nevi bir ülkenin bir başka ülke üzerinden  ya da bir şirketin bir başka şirket üzerinden diğerine yaptırım uygulamaktı. Kamufle olan SAT ın yeni görevi buydu. Ne var ki  bu işleri organize eden şahıs  tam bir pedofilli ve sapıktı. Binlerce  kayıp çocuğun kanına girmiş bu cani aynı zamanda  New york masonlar cemiyeti üyesiydi.

Skandal, Trump”un birinci seçim döneminde Demokratların tarafında olan bir CİA çalışanı tarafından demokratlara sızdırılan dosyalar sayesinde ortaya çıktı. EPSTEYİN olayı ; aslında Emperyalist ABD ve ortakları nın  insanlığa yaşattığı barbarlığın toplamıdır.

İnsanın insanı sömürdüğü kötülüğün vücut bulmuş halidir.

Kapitalist sistem de EPSTEYİN düzenin kendisidir.

KARŞI KOYMAK, HER İNSAN İÇİN ERDEM VE ONURDUR.