İRANGATE-KONTRA , CİA- MOSSAD =EPSTEYİN
Yukarıdaki başlığa bugünden bakıldığında kronolojik olarak biribirine tezat diye düşünürsünüz. Oysa tamda kronolojik olarak biribirini besleyen olayların bir bütün olarak günümüze yansımasıdır.
1980 de Ronald Reagan kongrede de yaptığı konuşmada Nikaragua’yı kasdederek ” Amerika, bölgesinde ikinci bir Küba’yı istemiyor..” diyerek Nikaragua ya karşı yapılacak operasyonlara ilişkin kongre üyelerinden destek istedi. Gerek Demokratların, gerekse iç kamuoyunun Domuzlar körfezi, Vietnam yenilgisi ,İran hezimeti gibi başarısız operasyonlar dan ötürü tereddüt lü yaklaşımlarla karşılaşınca beklediği desteği bulamadı. Bu defa ‘komünizme karşı mücadele ‘ adı altında pasif bir kampanya önerisi ile kongrede yeterli desteği alarak kolları sıvadı. Bu isimle önceden kurulmuş derneklerin faaliyetleri yeniden aktif hale getirilerek merkezi bir fon oluşturulmalı idi. Fon da ki birikim denizaşırı ülkelere yapılacak operasyonlara bütçe oluşturacaktı. Müttefiklerden destek mesajları alındı. Suudi Arabistan kralı ve bölge emirleri kişisel servetlerinden her ay 2 milyon dolar ödenek ayırdılar. Meksika, Kolombiya gibi ülkelerde uyuşturucu baronları birer milyondan az olmamak üzere bağış ve kampanya başlattılar .Hatırı sayılır servete sahip faşistlerden tutun, faşist parti yönetici ve devlet başkanları ve dahi bir çok şirket desteğini sundu. İşin ucu kıta Avrupasına dayandığında eski Nazi hayranı iş insanları, hatta İngiltere de kraliyet sarayı üyeleri (prens ve prensesler) dahil ne kadar anti- komünist varsa bu kampanyaya destek verdiler. Ve fakat kazın ayağı öyle değildi. CİA’nın verdiği raporlara göre fondaki birikimler askeri operasyonlara ve diğer faaliyetlere yetmiyordu. R.Reagan çözümü başka bir faaliyette aradı. İran’ a silah satılacaktı. Elde edilecek gelir fonu tamamlıyordu. Aracılar bulundu. Gemiler filo halinde kargoyu muazzam yükle ve sorunsuz yerine ulaştırdılar. ABD bir taşla iki kuş vuracaktı. Hem fon için istediği geliri elde edecekti hem de İran’ı günü geldiğinde Ortadoğu’da önü alınmaz bir savaşa sürükleyerek yıpratacak ve 79’un öcünü alacaktı. Öylede oldu. İran-Irak savaşı on yıldan fazla sürdü. Bu kirli fon için İran ciddi bir gelir kapısı idi. CİA ulaşım ve malzeme tedariki için paravan bir kargo şirketi kurdurdu. Adı SAT idi.
Bu isim son derece masum ve eğitimle ilgili faaliyet sürdüren, kâr gütmeyen tanınmış bir kurumun ismiydi . Kargo; hava taşımacılık faaliyetlerine uygun düşen bir alt yapı ile organize edilecekti. İrili-ufaklı eski kargo uçaklarından tutun da ,ormanlara ve nehirlere inebilen uçan kotralara kadar bu tedarik SAT tarafından sağlandı. El Salvador sınırı, Honduras ve Portoriko’ da ki kontra kamplarına havadan malzeme tedariki rutin biçimde ulaştırıldı. Bu rutin gece- gündüz aylarca devam etti.
Kontralar tamamen CİA’nın güdümünde faaliyetlerine odaklandılar. Devrime destek veren halk zalimce ezilmeliydi. Ülkenin altyapı kaynakları tamamen hedef haline getirildi. Köprüler, yollar, su kaynakları, enerji hatları, tarlalar, ormanlar, üretim sahaları yani yaşama dair ne varsa yakılıyor ve tahrip ediliyordu. Halkı yıldırma ve korkutma eylemleri giderek artıyordu. Bu faaliyetler çoğaldıkça dünyanın dört bir yanında kontralara karşı insan hakları örgütleri de protesto eylemleri yapıyordu. Olay sadece Nikaeagua’ da değil,devrimci mücadelenin yükseldiği orta ve güney Amerika ülkelerine kadar sıçradı. Kolombiya kontralar için en büyük sığınak alanı oldu. Kontra kampları çoğaldıkça SAT uçuşları da o kadar artıyordu. Ne var ki kamplara silah ve malzeme indiren uçaklar boş kalkmıyordu .Ya tutsak düşen gerillalar, ya uyuşturucu ya da halktan gaspedilmiş varlıklarla muhtelif üslerine dönüyorlardı.
CİA, bu faaliyetleri kıta Amerikasının dışına taşıdı. Afganistan’dan Keşmire,Endonezya dan Filipinlere ,Ortadoğu’dan Afrika’ya ,dünyanın dört bir yanında kontra faaliyetlerini başka isimler altında devam ettirdi. Zaman zaman CİA uçakları olarak adlandırılan bu araçlarda devrimciler sorgulanıyor ve yok ediliyordu. Aleni uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapılıyordu. Çocuklar kaçırılıyor ve akıbetleri bilinmiyordu. Çoğunlukla yoksul ülkelerde özellikle Amazon havzasında yaşayan yerliler kaçırılıyor ,organ kaçakçılarına teslim ediliyordu. Bu faaliyetler 1986 yılına kadar aralıksız devam etti.
86’nın sonbaharında Nikaragua ordusu bir SAT uçağı düşürdü. Düşen uçakta bir kişi sağ kurtuldu. CİA ajanı EGUENE HASENFUS. Çözüldü ve herşeyi itiraf etti. İRANGATE skandalı böylece patlak verdi. Olay sadece Amerika kıtasına ait değildi. Ortadoğu’da da işin içindeydi ve bir Lübnan gazetesi itirafları bütün teferruat ile yayınlayınca Reagan kabul etti.
SKANDAL açığa çıktı çıkmasına ancak bu durum CİA operasyonlarını durdurmadı .Zira Emperyalist sistem bütün azametiyle yaşamalıydı. Fatura sadece mevcut hükümete çıkarıldı. Ne var ki İran tarafından maddi destek gelmeyince FON’da açık büyüdü. Deşifre olan bir çok kontra mensubu ya ABD vatandaşlığına alınarak orduya dahil edildi ya da uyuşturucu çetelerine katıldı. SAT zor durumda kaldı. İflasın eşiğine geldi. Yeni ve başka operasyonlar için kurtarılması gerekiyordu. İşte tam bu dönem JEFRİ EPSTEYİN bulundu.
Kendisi ABD vatandaşı bir Yahudi idi. İsrailli bankerler le iş yapıyordu. İşi ; şirketlere finansal kaynak bulan bir danışmanlık firmasını yönetiyordu. Yani tefeci idi. Kaynağı belirsiz devasa meblağı bir anda aracılar vasıtasıyla piyasaya sürebiliyordu. Yani büyük çapta kara para aklayıcısı idi. Bu onun şahsında madalyonun görünen yüzü idi. Madalyonun arka tarafı başkaydı. Öteden beri Mossad ile içli dışlı idi. Aynı şekilde CİA’nın üst düzey şefleriyle de ilişki içindeydi. Bir çok ülkede politikacı dostları ve iş adamları vardı. Özellikle birçok ülkenin dış işlerinde çalışmış ya da çalışan her kesle ilişki kurabilmişti. Kısacası siyaset ve iş dünyası için aşina bir tipti.
Epstein SAT ‘ı kurtarma teklifini kabul etti.
Aslında bir nevi bu göreve getirildi. Önce eskimiş bütün kargo uçaklarını elden çıkardı.
Turistik turlar düzenleyen bir şirket görünümü vererek SAT ‘ı TOWERS FİNANCİAL CORPARATİON’ a bağlı bir alt birim haline getirerek bünyesine kattı ve böylece kamufle etti. Yeni alınan uçaklar ; karayiplerden Atlantik okyanusu na küçük ada yada adacıklardaki tesislere turist taşıyordu. Sıradan bir turistik faaliyet değildi. Hatırı sayılır zenginlere sex turizmi ile pahalı hizmet sunuyordu. Yanında genellikle eski SAT çalışanları ile bu işleri organize ediyordu. Zira onlar sayesinde dünyanın bir çok bölgesinde çocuklar bulunup getiriliyor ve bu tesislerde insanlara tabaktaki yemek gibi sunuluyordu.
EPSTEYİN bu faaliyetleri yürütürken asıl işi ekabir insanlar (politikacı ve ya iş insanı) hakkında fiş tutmak yani dosya oluşturmak idi. Günü geldiğinde bunlara belli yaptırımları şantajla kabul ettirmek ve uygulatmak .Yani bir nevi bir ülkenin bir başka ülke üzerinden ya da bir şirketin bir başka şirket üzerinden diğerine yaptırım uygulamaktı. Kamufle olan SAT ın yeni görevi buydu. Ne var ki bu işleri organize eden şahıs tam bir pedofilli ve sapıktı. Binlerce kayıp çocuğun kanına girmiş bu cani aynı zamanda New york masonlar cemiyeti üyesiydi.
Skandal, Trump”un birinci seçim döneminde Demokratların tarafında olan bir CİA çalışanı tarafından demokratlara sızdırılan dosyalar sayesinde ortaya çıktı. EPSTEYİN olayı ; aslında Emperyalist ABD ve ortakları nın insanlığa yaşattığı barbarlığın toplamıdır.
İnsanın insanı sömürdüğü kötülüğün vücut bulmuş halidir.
Kapitalist sistem de EPSTEYİN düzenin kendisidir.
KARŞI KOYMAK, HER İNSAN İÇİN ERDEM VE ONURDUR.