Cuma, Mayıs 29, 2026
Dünyadan HaberlerEmek DünyasıGüncel

PARİS KOMÜNÜ SON BARİKAT

ALİ DOĞU ÇAKIROĞLU

ETİKTEORİ’NİN Enternasyonal Sosyalizm Arşivi’nde  bundan sonra Paris Komünü belgelerine sıkça yer vereceğiz. Bu sefer Komün’ün son barikatının yıkıldığı 28 Mayıs tarihini seçmemizin özel bir nedeni var. SSCB’nin ve Doğu Avrupa sosyalist blokunun çöküşünden sonra emperyalizmin metropollerinden de komünist hareketin silinip gittiği anaakım medyanın en çok tekrarladığı yalanlardan biri. Temelde Batı ve ABD medyası ve yayın dünyasından yazı, çeviri ve kitaplarla beslenen Türkiye solunda, 12 Eylül öncesi fraksiyon literatürünü andıran yayın tarzı, “Marksist” akademik yayınların çevirisinden ibaret. Feminist, yeşil, anarşist, anarko-sendikalist akımlar için de aynı şey geçerli. Tabii ki akademik literatürde her yazar için farklı değerlendirmeler yapılabilir. Bizi burada ilgilendiren, 19. Yüzyıldan itibaren Paris Komünü örneğinde ilk doruk noktasını gördüğümüz devrimci ayaklanmalar, mücadeleler konusunda büyük bir eksiklik yaşanmasıdır. Çünkü bu durum “Elveda Proletarya” diye tanımlanan (revizyonist) tarihyazımıdır. Ananakım medyanın kontrolünde yayın çizgisinde arada sırada Filistin direnişi, ABD’nin açtığı savaşlar temelinde bazı protestolara yer verilir. Şimdi SAMUD filosu ve Küba’ya dayanışma kampanyaları bunlara örnek. Oysa hiç bitmeyen bir politik mücadele tarihi, örgütlenmeler için gerçek arkaplana bakmalıyız. Komünist Manifesto’nun yayınlandığı 1848’den beri, özellikle de Paris Komünü ve Ekim Devrimi’nden beri “komünizmin hayaleti” paralel evrene kovalanmamıştır.   Gösterilmek istenen basit ütopyaların ötesine geçmeyecek umutsuz bir gelecek tasavvurudur; örgütsüz, bireysel ve bilinçsiz.

Bu tasavvur dünyanın her yerinde orta sınıf eski “solcular”ın sınıflarına geri dönüşüyle beslenmektedir. Tarihsel miadını dolduran bu tabakanın genelde neoliberal çizgi temelindeki eleştirileri akademik dünyanın sınırlarını aşmaz. Bu nedenle bir zamanların sosyalistlerinin egemen sınıfların kurumsal müttefikleri olduğunu ancak “ezber bozuyoruz” diye ortaya çıktıkları zaman görürüz. “Marksizm” sınıf mücadelesi dışında soyut bir sosyoloji değildir. O halde Engelssiz, Leninsiz, Stalinsiz, Maosuz, Ho Shi Minhsiz, Kim İl Sungsuz, Fidelsiz, Chesiz, yani devrimci mücadelesiz bir akademik ideolojiyi istediğiniz kadar Rosa Luxemburg, Troçki, Gramsci, Bookchin’le ateşlemeye çalışsanız da sonuçsuz kalır. Diğer tarafta enternasyonal arşivler gibi devrimci tarihi tanıtmak için çırpınan Marxists.org, Bannedthought.net, Left Side of the Road gibi zengin arşiv çalışmaları var. Che, Küba’da devrimci eğitim için Engels’in Anti-Dühring’iyle bilikte Dühring’in, Lenin’in “Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky”siyle birlikte eleştirilen Kautsky’nin de yayınlanmasını önermişti. Böylece devrimci teori daha sağlam yerleştirilebilirdi.

Paris Komünü için son barikatın devrilmesini, ABD’de devrimci yazar ve sanatçıların bir eseriyle anlatmak istedik. 1932’de Alexander Trachtenberg’in broşürü, William Siegel’in harika çizgileriyle resimlenmişti. 1932 yılı 1929 ekonomik krizinden sonra Avrupa’yı ve dünyayı saran faşizmin yükseliş halinde olduğu yıldı: Brezilya’da İç Savaş, İspanya İç Savaşı hazırlıkları, İtalyan faşizmi, Japon emperyalizminin Çin saldırısı, yeni savaş hazırlıkları v Ekim Devrimi’nin ayakta kalma mücadelesi. Böyle bir dönemde Amerikalı devrimcilerin hazırladığı bu küçük broşürü tanıtmak gerekliydi. Bu tür çalışmaları ve faaliyeti Batı’nın anaakım medyasında hâlâ bulamazsınız. Devrimci yazarlar ve sanatçıların örgütü John Reed Club bünyesindeki çalışmalardan birinin çevirisini veriyoruz. Altta o dönem emperyalizme, faşizme ve burjuvazinin karşıdevrimci faaliyetlerine nasıl yaklaştıklarını iki kısa yayın listesinde görebiliriz. İlki bu Kulübün yayınları, ikincisi İşçiler İçin Kitaplar. İlk listede yer alan “Sovyet Tarzı Modern Çiftçilik” kitabının yazarı Anne Louise Strong, bütün yaşamını Sovyet ve Çin Devrimi’ne adamış olan ünlü komünist yazardır. Kulübe adını veren John Reed, Ekim Devrimi’ni anlatan “Dünyayı Sarsan On Gün”ün yazarıdır. Paris Komünü’nün Son Barikatı giriş yazısı ve broşür çevirisinden hemen önce Amerikalı devrimci işçilerin okuma listesi, Büyük Antifaşist Savaş’ın nasıl kazanılabildiğine dair çok iyi bir fikir verecektir.

İşçi kitapları için şu kısa listeye göz gezdirelim: PARİS KOMÜNÜ (Lenin); LENİN’DEN ANILAR (Krupskaya); ALMANYA’DA KÖYLÜ SAVAŞI (Engels); LOUIS BONAPARTE’IN 18. BRUMAIRE’İ (Marx); DÜNYAYI SARSAN ON GÜN (John Reed), THE MOLLY MAGUIRES (Anthony Bimba) [ç.n. ABD’de İrlandalı kömür işçilerinin destansı mücadelesi]; AMERİKAN TARİHİNDE TOPLUMSAL GÜÇLER (A. M. Simons); KOMÜNİST PARTİ MANİFESTOSU (Marx-Engels); 1905 DEVRİMİ (Lenin); İŞÇİ SINIFI TARİHİ- Herbiri broşür formunda 12 ders; SAVAŞ VE İKİNCİ ENTERNASYONAL (Lenin); SOSYALİZM VE SAVAŞ (Lenin); KARL MARX’IN ÖĞRETİLERİ (Lenin);  İSYANIN SESLERİ, Giriş ve notlarla ünlü devrimci liderlerin çarpıcı sözleri. Şimdi Robespierre, Marat, Lasalle, Karl Liebknecht, Bebel, Wilhelm Liebknecht, Lenin, Debs, Ruthenberg ciltleri.

Peki ya ABD seçimleri diye hemen aklımıza gelen ya da medyadan öğrendiğimiz Demokrat ve Cumhuriyetçi Parti başkan adaylarından başka bir siyaset yok muydu? ABD işçi hareketi ve sosyalistlerinin o dönemdeki destansı mücadelesinde başkanlık seçimlerinde sosyalist aday işçi sınıfı lideri Debs, hapishane hücresinden önemli oranlarda oy alıyordu. Enternasyonal Sosyalizm Arşivi’nde önemli işçi liderlerini tanıtırken Debs’e de yer vereceğimizi önceden belirtelim.

28 Mayıs 2026

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

PARİS KOMÜNÜ

RESİMLİ ÖYKÜ

ALEXANDER TRACHTENBERG

RESİMLEYEN: WILLIAM SIEGEL

YAYINCININ NOTU

Bu broşür, devrimci yazar ve sanatçıların örgütü John Reed Club’ın desteğiyle International Pamphlets (799 Broadway, New York) tarafından yayınlanmıştır.

ABD’de Yayınlanmıştır (1932)İkinci Baskı

PARİS KOMÜNÜ’NÜN DERSLERİ

ALEXANDER TRACHTENBERG

18 Mart 1871’de, Paris’in devrimci işçileri Komün’ü kurdular. Bu ilk proletarya diktatörlüğü girişimiydi. Öykü defalarca anlatılmıştı: (Küçük) III. Napolyon’un Temmuz 1870’te Prusya’ya savaş ilan ederek nasıl çürümüş İkinci İmparatorluk rejimini ayakta tutmaya çalıştığı; Sedan’da nasıl bozguna uğrayıp Paris’i Prusya askerlerinin insafına terk ettiği; Eylül’de nasıl bir burjuva cumhuriyeti ilan edilerek, sözde bir Ulusal Savunma Hükümeti kurulduğu; bu Hükümetin kuşatılmış şehre nasıl ihanet edip Parisli kitlelerin şehri savunmak için nasıl ayaklanıp silahlandığı; Hükümet, Ulusal Muhafızları silahsızlandırmaya çalışırken, kitlelerin nasıl 18 Mart’ta Komün’ü ilan edip şehir yönetimini üstlendiği; hain Thiers Hükümetinin nasıl Versailles’a çekilip Komün’ü devirmek için Prusyalılarla ne entrikalar çevirdiğini ve Parisli işçilerin nasıl Komün’ü yetmiş iki gün ellerinde tutup son damla kanlarına kadar savundukları; şehre giren Versailles birliklerinin başkent yönetimini ele geçirerek, sömürülenler ve mülksüzler yararına kenti yönetmeye cüret eden on binlerce erkek ve kadını katlettiği.

İşçiler, uzun süredir proletaryanın geleneğinin bir hazinesi haline gelmiş olan bu kahramanca mücadelenin öyküsünü bir kez daha dinlemek için her toplandıklarında, 1871 şehitlerini onurla anacaklardır. Ama altmış küsur yıl önce Parisli işçilerin yaptığı gibi ezenlere karşı ayağa kalkmaya cüret ettikleri için katledilen bugünün sınıf mücadelesinin şehitlerini ya da kapitalist ve sömürge ülkelerin zindanlarında hâlâ acı çeken yoldaşlarını da anacaklardır.

Savaş Cephesi Çok Geniş Bir Alana Yayılmıştır

Paris Komünü sadece 72 gün sürmüşse de çok fazla kurban vermişti. Burjuvazi zafer kazandığında 100.000’den fazla erkek ve kadın öldürülmüş ya da sömürgelere sürgün edilmişti. Bugün devrimci savaş cephesi, neredeyse yerkürenin tamamını kuşatan çok daha geniş bir alana yayılmıştır. Tüm kapitalist ve sömürge ülkelerde şiddetli sınıf mücadeleleri yürütülüyor; on binlerce işçi ve köylü öldürülüp hapsediliyor. Son yıllarda faşizm, beyaz terör ve polis vahşetinin toplam kurban sayısı yüz binleri bulmuştur. Her yerde işçiler kapitalist sınıfın adaletine kurban gidenleri savunmak için ayağa kalkarlarken, Komün’ün yıldönümü işçilerin bu önemli sınıf görevine özel bir dikkat çekiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde işçiler her türlü kapitalist zulme karşı mücadelelerine önderlik eden Uluslararası İşçi Savunması (International Labor Defense) bayrağı altında toplanıyorlar. Bu yapı grev ve grev gözcülüğü hakkı ve tüm işçilerin mücadelelerinden doğan baskıya karşı savaşıyor; Siyahların linç edilmesine, sosyal ve siyasal ayrımcılığa uğramasına karşı savaşıyor. Yabancı ülkelerde doğan işçilerin sınır dışı edilmesine karşı da her türlü kapitalist baskı ve zulmün kurbanlarına destek için de savaşıyor.

1871’de bir tek şehirle sınırlı olan iktidar mücadelesi o zamandan beri bütün dünyayı sarmıştır.  Şimdiden dünyanın altıda biri kapitalistlerin egemenliğinden koparılmıştır; Paris Komünü yedi hafta sürmüşken Sovyetler Birliği’nde İşçi Komünü on yıldan daha uzun süredir iktidardadır. Sovyetler Birliği’nde işçiler sadece burjuvaziyi yenip onun yardımına gelen yabancı işgalcileri püskürtmekle kalmamış, o kadar sağlam kök salmışlardır ki Paris Komünü’nün “görkemli habercisi” olduğu Sosyalist toplumu inşa etmeye şimdiden başlamışlardır.

Savaş Sovyetler Birliği’ni Tehdit Ediyor

Ama dünyanın kalanında – gelişmiş kapitalist ülkeler ve geri kalmış sömürgelerde – bastırılamaz çatışma her geçen gün daha büyük boyutlar ve daha derin bir anlam kazanıyor. Bir zamanların Rus İmparatorluğu’nda işçi yönetiminin sürmesi ve Sosyalizmin inşasına yönelik büyük adımlar – emperyalistlerin yönetiminde acı çeken işçi ve köylülere sürekli ilham kaynağı ve kılavuzluk diyor. Kapitalist hükümetleri ülkedeki burjuva kalıntıları arasında karşıdevrimi örgütleyerek ya da Sovyetler Birliği’ne savaş açarak devirmek için entrikalara itiyor. 1871’de, nasıl ortak çıkarları Paris Komünü’nün yenilgisinden geçtiğinde Fransız ve Prusya burjuvazisi arasındaki rekabet bir bölünme yaratmamışsa, emperyalist güçler arasındaki rekabetler de işçi hükümetinin varlığını tehlikeye düşüren bu savaş hamlesinin önüne geçemeyecektir.  Endüstriyel ve Menşevik partilerin davaları kapitalist ülkelerin ve İkinci Enternasyonal’in ülke içindeki ajanları aracıyla karşı devrimci propaganda ve sabotaj eylemleri yoluyla Sovyetler Birliği’ne karşı komplolarını tamamen kanıtlamıştır. Son yıllarda Uzak Doğu’da sürekli savaş kışkırtmaları, Japonya’nın Çin’i yağmalarken çıkar çatışmalarına rağmen diğer emperyalist güçlerin göz yummasıyla Mançurya’da kukla tampon devlet kurması, Sovyetler Birliği’ni karşıdevrimci kuşatma ve ona yönelik savaş hazırlıkları ile Çin işçi ve köylülerinin kurduğu Sovyetlerin yok edilmesi politikasını izliyor.

1871 Paris Komünü’nü anarken, dünya işçileri bugünkü Sovyet Komünü’nün üzerinde Demokles kılıcı gibi asılı duran bu sürekli savaş tehlikesini hiç unutmadan savunmak için örgütleneceklerdir. Paris Komünü’nün yenilgisi, kısmen diğer sanayi merkezleri ve kırsal bölgelerden izole edilmesi ve o sırada uluslararası işçi hareketinin ona maddi yardım yapamayacak kadar zayıf olmasından kaynaklandı. Bugün durum böyle değildir. Sovyetler Birliği, tüm kapitalist ülkelerdeki devrimci işçi hareketinin ve sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Emekçi kitleler onu savunmaya koşacak ve onun için savaşacaktır; çünkü onu kapitalizme ve emperyalizme karşı kendi mücadelelerinin bir parçası sayıyorlar.

İşçiler Komün Derslerini Çalışıyorlar

Ama işçiler sadece “gökyüzünü fethetmeye hazır” (Marx) Komünarların kahramanca eylemlerinden esinlenmekle kalmayacaklar. Komün’ün öyküsünü başarıları kadar Parisli işçilerin çok ağır bedel ödediği hataları ve eksiklikler ışığında değerlendirecekler.

Komün’ün kurulmasından hem önce, hem de sonra disiplinli, birbirine kenetlenmiş devrimci bir liderliğin yokluğu, daha en başında felakete davetiye çıkarmıştı. İşçi sınıfı, kitlelerin bu kendiliğinden ayaklanmasına liderlik edecek birleşik ve teorik bakımdan güçlü siyasal partiden yoksundu. En çok Proudhoncular, Blanqistler ve Enternasyonalistlerin temsil edildikleri birkaç grup liderlik için rekabet halindeydi. Bu da Komün’ü sürekli kafa karışıklığı ve kararsızlığa, plansızlık ve uzun vadeli bir programın eksikliğine mahkûm etmişti. Liderlerin pratiğinin taktikleri tamamen ihmal etmek, hızla gelişen devrimci duruma el yordamıyla, günlük yaklaşım sergilemek olduğu görülüyordu.

Ayaklanmanın ilk günlerindeki sınırlı otoriteden bile vazgeçilmişti. 12 Nisan 1871’de, Marx’ın dostu Kugelmann’a ünlü mektubunda not ettiği gibi “[Ulusal Muhafızların] Merkez Komitesi yetkilerini çok erken bırakıp Komün’e devretmişti.”

Merkeziyetçi Marx, Paris işçilerinin Thiers hükümetine karşı başarılı devrimci mücadelesinin ancak askeri kaynaklara komuta eden merkezi bir devrimci otoritenin liderliğinde yürütülebileceğini kavramıştı. Bu otorite, Ulusal Muhafızların Merkez Komitesi olduğu halde yetkilerinden vazgeçen ve otoritesini gevşek örgütlenmiş Komün’e devreden komite silahlı kuvvetlerinin devrimci enerjisini dağıtmıştı.

Komün’ün zayıflıklarını analiz ederken bile Marx, yine de Komünarların devrimci ateşine sınırsız bir coşkuyla yaklaşmıştı. Biraz önce alıntı yaptığımız, Komün’ün ilan edilmesinden üç hafta sonra Kugelmann’a mektubunda coşkuyla kendisinden geçmişti. “Şu Parislilerin sergiledikleri ne kadar büyük bir ustalık, büyük bir tarihsel inisiyatif, büyük bir özveri” diye yazmıştı. “Dış düşmandan çok iç ihanetin neden olduğu altı aylık açlık ve yıkımdan sonra sanki Fransa ile Almanya arasında savaş yokmuş, düşman Paris kapılarına dayanmamış gibi Prusya süngüleri karşısında ayaklanıyorlar. Böyle bir kahramanlık örneği daha tarih yazmamıştır.”

Ne var ki, hemen sonra Komün’ün en büyük bedelini ödediği hatalarından birini eleştirmişti: “Yenilirlerse, bu ‘affedicilikleri’ nedeniyle olacak. Vinoy ve Ulusal Muhafızların gerici kanadı Paris’ten kaçar kaçmaz hemen Versailles’a ilerlemeliydiler. Uygun anı “ihtiyatlı hareket etmeleri’ yüzünden kaçırdılar. Sanki canavar Thiers, zaten Paris’i silahsızlandırma girişimiyle zaten başlatmamış gibi iç savaşı başlatmak istemediler.”

Devrimci stratejisyen Marx, devrimci Paris’in düşmanı kaçarken Ulusal Muhafızların görevinin Thiers’nin yenilmiş ordusuna kuvvetlerini yeniden tertipleyerek, Paris işçileriyle savaşmak için geri dönecek zamanı tanımak değil onu yok etmek olduğunu biliyordu.

Komün liderlerinin Marx’ın eleştirdiği “affediciliği,” Thiers hükümetinin bakanları ve gerici destekçilerinin barış içinde Versailles’a gidip orada kuvvetlerini yeniden tertiplemelerine ve Komün’e karşı komplo kurmalarına izin vermelerine yol açtı. Bu da onları şehirde kalan, ajanlık yapacak ve karşıdevrimci faaliyet merkezleri oluşturacak fırsatı ele geçiren önde gelen burjuva liderlerin bazılarını tutuklamaktan alıkoydu. Komün, gerici hükümetin etkisindeki birlikleri silahsızlandırıp şehirde tutsaydı, onların büyük kısmını kazanıp diğerlerini tarafsızlaştırabilirdi. Bunun yerine onların Versailles’a serbestçe giderek, orada gerici militaristlerin sürekli vesayeti altında kalmalarına izin verildi.

İktidarın ele geçirilmesinden sonra, onu elde tutup devrimci mücadeleyi yaymak ve derinleştirmek için kullanma görevi gelir. Rus işçileri Ekim 1917’de iktidarı ele geçirdiklerinde orada durmadılar. Komün’ün hatalarından öğrenen Rus Bolşevikler, işçilere bütün ülkede eski düzenin her kalıntısı kökünden sökülüp yok edilinceye ve işçi sınıfı sağlam bir şekilde mevzileninceye kadar sona ermeyen yeni saldırıda önderlik ettiler.

Komün İktidar Savaşı Veriyor

Komün işçi sınıfı yönünden bir iktidar mücadelesiydi. Paris işçilerinin mücadelenin gelişiminde gördükleri sadece bir yönetim değişikliği değildi. Liderler arasında kafaları en net olanlar, Enternasyonal takipçileri diğerleri gibi mücadelenin yönlendirecek gerekli taktikleri geliştiremeseler de çatışmanın bir toplumsal devrim boyutları kazanacağını biliyorlardı. Marx, Kugelmann’a bir başka mektubunda (17 Nisan) şu yorumu yaptı: “Kapitalist sınıfın ve Devlet aygıtının mücadelesi, Paris Komünü sayesinde yeni bir evreye girdi. Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, uluslararası önemde yeni bir dönüm noktasına ulaşıldı.”

Bu, Lenin’in 1905’te Moskova’daki Aralık ayaklanmasına yönelik tutumuyla birebir aynıydı. Kitlelerin desteğine sahip olan Moskovalı devrimciler ya Çar’ın askeri birliklerinin provokasyonunu ya da Moskovalı işçilerinin önünde moral yenilgiyi kabul etmek zorundaydılar. Yenilmelerine rağmen devrimciler o eşitsiz mücadeleden bütün Rusya işçi sınıfı tarafından yüceltilerek çıktılar.

Panikleyen Menşevikler Plehanov’un “Silaha sarılmamalıydılar” formülünü mırıldanırlarken, Lenin Moskova işçilerinin kahramanca mücadelesinde Rusya’nın işçi sınıfının zafere götürecek devrimci iradesini görmüştü.

Marx’ın Paris işçilerinin savaşı kabul etmek zorunda olduğu gözlemini yorumlayan Lenin şöyle yazmıştı: “Marx, umutsuz bir dava uğruna bile olsa tarihte kitlelerin mücadelesinin gelecekteki öğrenimleri ve bir sonraki mücadele için eğitimleri için zorunlu anlar olduğunu takdir ediyordu.”

Lenin’i 1907’de Kugelmann’a mektupların önsözünde Paris ayaklanmasını 1905 devrimci mücadelesine uygulamaya yönelten bu umut dolu görüştü: “Rusya’nın işçi sınıfı ‘gökyüzünü fethedebileceğini’ zaten bir kez göstermiştir ve bunu yeniden kanıtlayacaktır.” 1917’de kanıtladı da.

Komün’ün kiliseyi Devlet’ten ayıran, kilise mülklerini kamulaştıran, terk edilmiş fabrikalara el koyan, işçilere kesilen para cezalarını affeden, fırınlarda gece vardiyasını yasaklayan, vb. kararnameleri hep büyük toplumsal önem taşıyan kararlardı. Bunlar işçi sınıfı yararına yasa çıkaran bir işçi hükümetinin kararlarıydı. Ama Komün tüm fabrikalara el koymamıştı. Fransa Merkez Bankası’nı kamulaştırmayıp bunun yerine devrimin ihtiyaçları için (aynen!) borç para almak için başvurmuştu.

Komün, her ne kadar Devletin yetkilerini ele geçirmişse de eski Devlet aygıtının çerçevesinde faaliyet göstermeye çalıştı. Marx, 12 Nisan tarihli mektubunda proletarya devriminin önkoşulu olarak “bürokratik siyasal mekanizmanın parçalanması”ndan söz ederek buna karşı uyarıda bulunmuştu. Komün’ün çöküşünden iki gün sonra, Birinci Enternasyonal Genel Konseyi’nde okunan hitabı, Komün ile ilgili klasik eseri Fransa’da İç Savaş‘ta konuya dikkat çekerek, şu teorik sonucu formüle etmişti: “İşçi sınıfı sadece hazır Devlet mekanizmasını ele geçirip kendi amaçları için kullanamaz.

1891’de, Komün’ün 20. yıldönümünde Engels, Fransa’da İç Savaş’ın yeni Almanca baskısına önsözde, Komün’ün Fransa Merkez Bankası’na el koyup kendi yararına kullanmamasını eleştirip eski hükümet aygıtından yararlanmayı denediğine işaret etti. Marx’ın “Hitap”ında ele aldığı konuya geri dönüp “Komün’ün işçilerin iktidarı ele geçirdikten sonra eski Devlet gücüyle, önceden kendisini sömürmek için kullanılan mekanizmayla yönetemeyeceğini kabul etmesi gerekirdi” diyordu. Engels’in vardığı sonuç şu: “Gerçekte, Devlet monarşide olduğu kadar demokratik bir cumhuriyette de bir sınıfın bir diğerince ezilmesinin aygıtından başka bir şey değildir.”

Komün: İlk Proleter Devrim

Komün’ün uluslararası işçi sınıfına miras bıraktığı yığınla ders var. Marx, Engels ve Lenin Komün’ü yakından incelemiş; Rus işçileri ilk proleter devrimin derslerine hâkim olduklarını göstermişlerdi.

Komün, Fransız işçi sınıfının büyük geleneğidir. Père Lachaise’in sessiz duvarları, Fransız işçilerine ücret köleliğinden kurtulmak için savaşan proleter atalarının kahramanlığını hatırlatır. Komün aynı zamanda tüm proletaryanın da mirasıdır. İşçilerin sadece savaşmakla kalmayıp proletaryanın hedefleri doğrultusunda denetleyip yönlendirdikleri ilk devrimdi.

Komün’ün 40. yıldönümünde Lenin şöyle yazmıştı: “Modern toplumda, sermayenin ekonomik bakımdan köleleştirdiği proletarya kendisini sermayeye bağlayan zincirleri kırmadan önce siyasal egemenliğini kuramaz. Komün’ün sosyalist çizgilerde gelişmek, yani burjuvazinin egemenliğini, sermayenin egemenliğini yıkmaya, mevcut toplumsal düzeni temellerinden yok etmeye girişmek zorunda kalmasının nedeni budur.”

Komün proletarya diktatörlüğü yönünde ilk girişimdi. Muzaffer olmadıysa da kırk altı yıl sonra Rus işçilerinin başlattığı başarılı diktatörlüğün prototipiydi. Engels, üstte atıf yaptığımız Fransa’da İç Savaş’ın önsözünü şöyle bitirmişti: “Alman dar görüşlüler (“Sosyalist” diye okuyun – A.T.) son zamanlarda proletarya diktatörlüğü deyimi karşısında tam bir korkuya kapılmışlardır. Peki, beyefendiler, bu diktatörlüğün neye benzediğini bilmek ister misiniz? Paris Komünü’ne bakın! Proletarya diktatörlüğü budur!”

1905’te, işçi sınıfının temsili örgütlenmesinin yeni biçimi olarak ortaya çıkan ve 1917’de proletaryanın yönetim biçimi olarak sağlam bir şekilde yerleşen Sovyet, Paris Komünü’nden daha yüksek tipte olup Lenin’e göre “Sosyalizme en sancısız geçişi sağlayabilen tek biçimdir.” Yine de Lenin bu yeni devlet aygıtının izinin doğrudan Komün’de bulunabileceğini savunmuştu. Sovyet hükümetinin “”Paris Komünü’nün omuzlarında yükseldiği”nden, “Paris Komünü’nün devamı” ve Komünist Parti’nin programında “Sovyet iktidarı için, Sovyet tipi hükümet için, Paris Komünü tipinde hükümet için” çabaladığını belirtmesi gerektiğini söyler.

Paris Komünü devrimci işçi sınıfının çağ açan bir başarısıdır. Marx’ın tarihi “Hitap”ının kapanışındaki övgüsü dünya proletaryasının yiğit Komünarların anısına ve uğrunda savaştıkları davaya olan bağlılığına tanıklık eder: “İşçilerin Paris’i, Komünü ile birlikte, yeni toplumun görkemli habercisi olarak sonsuza dek kutlanacaktır. Şehitleri, işçi sınıfının yüce kalbine gömülmüştür. Tarih onların cellatlarını şimdiden rahiplerinin tüm dualarının ruhlarını kurtarmaya yetmeyeceği bir şekilde teşhir etmiştir.”

Bundan kırk yıl sonra, 1911’de Lenin Komün’ün yıldönümüyle ilgili makalesini şu çarpıcı sözlerle bitirdi: “Komün’ün davası toplumsal devrimin davasıdır, işçilerin tam siyasal ve ekonomik kurtuluşunun davasıdır. Bütün dünya proletaryasının davasıdır. Ve bu anlamda ölümsüzdür.”

Okur, izleyen sayfalarda Paris Komünü’nün resimlerle anlatılan öyküsünü bulacaktır. Bu, daha önce işçi sınıfı literatüründe çok az yapılmış olan bir içeriktir. Canlı, dramatik ve basit şekilde okura Komün’ün öyküsünü anlatır. Resim altlarındaki kısa metinler, kalan boşlukları doldurarak resimlerin daha iyi anlaşılmalarına yardımcı olacaktır.

1870 yazında, Fransız burjuvazisi ülkelerini Prusya ile savaşa sürükledi. Hükümet ve ordu liderleri yozlaşmıştı. Bir dizi yenilgi yaşandı. En sonunda, Eylül’de 80.000 acemi ve kötü teçhizatlı asker Prusya’nın büyük savaş makinesinin önüne atıldı.

Prusya’nın büyük savaş makinesinin karşısına çıkarıldı. Kuşatılan Fransızlar yenildiler. III. Napolyon ve ordusunun neredeyse yarısı, Paris savunma güçleriyle birlikte esir alındı. Prusyalılar her şeyi silip süpürerek başkente ilerlediler.

Ama şehir halkı bir Ulusal Muhafız gücü örgütlemişti. Şimdiden yiyecek kıtlığı yaşanıyordu: Fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturan açlar ekmek bekliyorlardı. Ama kenti savunmak için çok sayıda top temin ettiler ve Paris istihkâmlarına yerleştirdiler.

Zenginler bu girişimde Prusyalılar kadar kendileri için de tehlike gördüler. Kitleler devrimci coşkuyla harekete geçmişti. Toplarını istihkâmların dışındaki düşmana da içindeki burjuvaziye karşı da kullanabilirlerdi. Topları ele geçirme girişiminde bulunuldu. Alarm verildi. Bütün şehir, erkekler gibi kadınlar da şehri savunmaya, koştular. Hükümet birlikleri ise Paris’i savunan halka saldırmayıp kardeşçe yaklaştılar.

18 Mart’ta Komün ilan edildi. Hükümet, kendisine bağlı askeri birlikleriyle birlikte Versailles’a çekildi. Askeri birlikleri kendi saflarına kazanabilecek olan Komünarlar şehirden çekilmelerine izin verdiler. Ayrıca Paris’ten kaçmaya çalışan şehrin zenginleri de rehine olarak tutulmalıydı.

Arrondissement’lara ya da ilçelere bölünen şehir, artık Lenin’in “yeni tipte bir devlet, İşçi Devleti” yarattıklarını söylediği Komünar gruplar – erkekler ve kadınlar, işçiler ve entelektüeller – tarafından yönetiliyordu.

Sokaklarda kalabalıklar bu yeni Devletin bildirilerini okuyorlardı: Kilisenin devletten ayrılması; fırınlarda artık gece vardiyasının yasaklanması; yoksulların geçmiş kiralarının silinmesi; rahiplerin tutuklanması; terk edilmiş fabrikaların yeniden açılması; işçilere verilen para cezalarının kaldırılması.

Bu sırada Versailles’da, Thiers ve gerici hükümeti Prusyalı subayların yardımıyla Paris Komünü’ne saldırıyı planlıyordu. Esir alınan binlerce Fransız askeri, saldırı için geri gönderilip silahlandırılacaktı; ama Komünarlar da hazırlanıyordu.

Sokaklara barikatlar kuruldu. Erkekler ve kadınlar barikat kurup savunmak için ellerinden geleni yaptılar. Ama şehrin tamamı savunulamazdı. Paris’te kalan burjuvalar şehrin zayıf noktalarını Versailles’a bildirdiler. 22 Mayıs’tan 28 Mayıs’a kadar süren kanlı haftada, askeri birlikler savunmasız kapılardan içeri sızdılar.

Yiğitçe savaşan Komünarlar Paris’in küçük bir kesiminde son bir direnişe zorlandılar. Her kaldırım muharebe alanı, her ev kaleydi. Yorgun ve bitkin düşen Komünarlar, kadın çocuk ayrımı yapmayan askeri birliklerin ilerleyişi karşısında geri çekiliyorlardı.

Şehrin alevler içindeki kalıntıları arasında hâlâ savaşırken esir düştüler. Binlercesi oracıkta öldürüldü; diğer binlercesi – çocuklar, yaşlılar ve hastalar – kurşuna dizilmek üzere açık alanlara toplandı. Gözü dönmüş Versailles birliklerinin her müfrezesi, şüphelendikleri her sempatizanı yargısız infaz eden tetikçi çetesine dönüşmüştü. Komün kendi kanında boğuluyordu.

Çoğu şimdi şehre yeni dönmüş olan zenginler, bu dehşet verici geçidi izleyip zafer kutlaması yapmak için kaldırımlarda bekliyorlardı.

Beyaz Terör sınır tanımıyordu. Père Lachaise Mezarlığı’nda ve onlarca farklı noktada, binlerce Komünar bir araya toplanarak kurşuna dizildi. Komünarların Kasabı General Gallifet, idam mangaları duvarların önüne yığılan meydan okuyan kalabalıklara ateş açarken kenardan izledi. Cesetler ve henüz ölmemiş olanlar üst üste yığıldı.

“Komünarlar Duvarı”nın bir kısmı hâlâ duruyor. Duvardan dışarı bakan kabartma yüzler kapitalist yönetime hem meydan okuma, hem de Komün şehitlerine bir anıttır.

Komünarlar Duvarı

Sırf o hafta içinde 40.000 işçi katledildi. Sonra da o zamana kadar kaçabilmiş olan Komünarlar toplu halde göstermelik mahkemelere çıkarıldılar. Kes-yapıştır kararlarla suçlu bulunup idam edildiler ya da ceza kolonilerine sevk edildiler.

Sömürgelerde işçiler en ağır işlerde köleliğe zorlandılar. Onlar ilk işçi hükümetinin kurulmasına yardım etmişlerdi. Muzaffer burjuvazi intikam almak için onları Fransız yabancı lejyonlarının sıkı gözetimi altında ateşli hastalıklardan, aşırı çalışmaktan ve bakımsızlıktan ölmeye gönderdi.

Karl Marx, büyük bir dikkat ve kavrayışla Komün’ün kaderini izlemişti. Komün’ün çöküşünden hemen sonra, dünya işçilerine onun doğuşu ve düşüşünün verdiği dersler üzerine konuştu. “İşçilerin Paris’i Komün ile birlikte, yeni bir toplumun görkemli habercisi olarak sonsuza dek kutlanacaktır” dedi.

Paris Komünü’nün yıldönümü, 18 Mart işçi sınıfının ilerleyişinin dönüm noktalarından biridir. 1871’den beri her ülkede işçilerin kutlama ve kendilerini devrime yeniden adama günüdür.

Komün yeniden yaşıyor!

Ekim 1917’de, Paris Komünü’nden kırk altı yıl sonra, Rusya işçileri başında Lenin’in bulunduğu Parti’nin liderliğinde kalıcı olarak kök salmış ilk işçi devletini kurdular. Lenin’in Smolny’den yönettiği bu Rus Komünarları – fabrikalardan işçi müfrezeleri, Neva nehrinde ilerleyen Aurora zırhlısı ve Proleterya Devrimi’ne katılan askerler ile Bolşevik denizciler – burjuva hükümetini “Tüm İktidar Sovyetlere!” sloganıyla yendiler.

Lenin “Paris Komünü ilk adımdı” dedi. Şimdi Sovyetler Birliği’nde inşa edilmekte olan Sosyalist Toplum, işçilerin Dünya Proleter Komünü yürüyüşünün başlangıcıdır.