2025 YILINDA NELER YAŞANDI?
Ülkemiz emperyalizme bağımlı kapitalist bir ülke. Bunun doğal bir sonucu olarak sürekli bunalımlar ve krizleri yaşamakla birlikte, sistemi ayakta tutan ise emeğin azgın sömürüsü, doğanın, yer altı ve yerüstü kaynaklarının, doğanın talanıdır. Emperyalizm ve yerli işbirlikçiler için şiddet, baskı, yasak, anti demokratik uygulamalarla varlığını sürdürmektedir. Oligarşi diktanın ayakta kalabilmesinin yolu militarizm ve şiddet aygıtlarıdır. Bu nedenle, her yıl kapitalist sınıflar karlarına kar katarken, emekçi halklar açısından daha kötü bir yaşama mahkum edilmektedir. Kapitalist sistem sürdükçe emekçiler için daha iyi bir yaşam yoktur. 2026 yılı emekçiler açısından 2025 yılından farklı olmayacak. Tıpkı 25 yılının 2024 yılından farklı olmadığı gibi. Çünkü, emekçi halkların mücadele hattında yer almasından, bu sistemi değiştirmesinden başka yol yoktur.
O halde, emperyalizm ve oligarşiye karşı örgütlenmek, mücadele etmek, sistemi değiştirmekten başka yol yoktur.
Şimdi 2025 yılında yaşananlara bir göz atalım.
- 2026 yılında uygulanacak asgari ücret, 23 Aralık 2025’te yüzde 27 artışla 28.075 TL olarak açıklandı. Asgari ücret bu sene, hükümet ve işverenler tarafından belirlendi. Teklif ve müzakere olmadan işverenler ve hükümetin tek taraflı kararıyla belirlenen asgari ücret, yine uluslararası kurallara uyulmadan, yine hanehalkının geçimi ve yine yoksulluk sınırı gözetilmeden belirlendi. İşçiler büyümeden yine payını alamadı. 2026 asgari ücreti belirlenirken işçilerin ücretleri yine enflasyona ezdirildi!
- DİSK-AR araştırmalarına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 30 bin lira, yoksulluk sınırı ise 90 bin lira. Bir evde dört kişi çalışsa bile bu ücretlerle yoksulluk sınırına ulaşmak mümkün değil.
- Yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız 2025’te halkların savaş karşıtı mücadeleleri ve dünyanın hemen her yerinde işçi sınıfı ve müttefiklerinin sınıf kavgaları sürdü.
- 2025, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının muhalifler söz konusu olduğunda uygulanmadığı, Can Atalay’ın milletvekilliğinin AYM kararına rağmen yine sözde yargı kararıyla engellendiği bir yıl oldu.
- DİSK-AR’ın yayımladığı rapora göre işsiz sayısı 11.9 milyon oldu.
- Nüfusun yüzde 56,4’ü borçlu yaşıyor. Borç taksitlerinin bütçeye yük getirdiğini söyleyenlerin oranı yüksek seyrederken, “bana yük olmuyor” diyen kesim sadece yüzde 5’te kaldı.
- 2025’te sokak hayvanlarına yönelik şiddet, zehirlenme ve toplama kararları kamuoyunda tepki yarattı. Hayvanseverler ise “Yaşatacağız” diyerek yıl boyunca eylemlerle yaşam hakkını savundu.
- Yoksulluk, 2025 yılında da çocukların hayatındaki en belirleyici risk olmaya devam etti. Çocuklara yönelik şiddet daha çok görünür hale geldi. İhmal ve istismar bildirimleri önceki yıllara göre yükseldi ancak koruma aynı hızda artmadı.
- 12.2025 itibarıyla, Türkiye’de, toplam 305.286kapasiteli 403 hapishanede 433.543 mahpus tutuluyor.123.293 mahpus açık, 310.250 mahpus kapalı hapishanelerde kalıyor.Bu mahpusların 368.563’ü hükümlü, 64.980’i tutuklu. 200‘ü LGBTİ+, 14.276’sı yabancı mahpustur. Hapishanelerde dil ve konuşma engelli olan 19, görme engelli 42, işitme engeli olan 28, işitme ve konuşma engeli olan 18 ve ortopedik engeli olan 162 kişi olmak üzere 269 engelli mahpus vardır.Hapishanelerdeki mahpusların 6.661’i 65 yaşın üstündedir. 2025 yılında hapishanelerde öğrenimini sürdürebilen mahpus sayısı 77.014’dür ve sigortalı olarak mesleki faaliyette bulunan 58.500 mahpus bulunmaktadır.Hapishanelerde 201’i kız çocuk olmak üzere 12-18 yaş arası 4.666 çocuk tutulmaktadır. 20.298 kadın mahpusun yanında annesi ile 0-3 yaş grubu çocuk sayısı 434 ve 4-6 yaş grubu çocuk sayısının 388‘dir.Bu verilere ek olarak hapishanelerde sağlık problemi olmayan tutuklu ve hükümlülerin iaşe bedelleri 83 TL, anneleri ile birlikte kalan 0-6 yaş çocukların iaşe bedeli ise 150 TL olarak uygulanmaktadır.
- 2025 yılı, tarım açısından sıkıntılı geçti. Bir yandan tarım arazilerini vuran don olayı yaşandı, diğer yandan iktidarın tarımı ikinci plana atan politikaları nedeniyle ürünler ya tarlada kaldı ya da tezgâhta yurttaşın elini yaktı. Küresel iklim değişikliği ile ortaya çıkan ani hava değişimleri üretime önemli darbe vurdu.
- İklimAğı, Türkiye’nin “2025 İklim Karnesi”ni yayımladı. Değerlendirmede, İklim Kanunu’ndan enerji politikalarına, tarımdan afetlere kadar pek çok başlıkta mevcut politikaların iklim krizine yanıt üretmekte yetersiz kaldığı vurgulandı.Temmuz’da yasalaşan İklim Kanunu’nun iklimi, doğayı ve toplumu korumaktan uzak olduğu belirtildi.
- Ülkede göçmenlere yönelik Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) yaşanan ihlaller, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK) kararlarına da yansıyor.
- Bir yıl daha geride kalırken sorun yumağının en derin hissedildiği alanlardan biri şüphesiz sağlıkKamu hastanelerinden hizmet almaya çalışan yurttaşlar sağlığa erişemedi, hekimler ile sağlık çalışanları tükenmişlik, umutsuzluk ve mobbing ile karşı karşıya kaldı.
- TÜİK’in son araştırması gerçeği tam yansıtmasa bile, yoksulluğu anlamaya yetiyorç Göreli yoksullukta sınırlı düşüşe karşın temel ihtiyaçlarda kitlesel yoksunluğu ortaya koydu. 16,5 milyon kişi evlerini dahi ısıtamıyorken 21 milyon kişi beklenmedik harcamaları karşılayamaz halde.
- 2025’te aylık 3 bin TL olan bursun en temel ihtiyaçlarını bile karşılamadığını dile getiren üniversite öğrencileri, okumak için çalışmak zorunda kaldılar.
- “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı barış bildirisinin imzalanmasının üzerinden tam 10 yıl geçti. 2015 yılında yaşanan şiddetli çatışmaların durdurulması ve barış sürecinin yeniden başlatılması çağrısıyla 2 binden fazla akademisyenin imzaladığı bildiri sebebiyle ihraç edilen akademisyenlerden yalnızca 4’ü kesinleşmiş iade kararı alabildi. 164 akademisyen Bölge İdare Mahkemesi’nde, 178 akademisyen Danıştay’da bekliyor. 3 akademisyen ise imza dışı gerekçelerle göreve döndürülmeyerek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmak zorunda kaldı.
- Türkiye’de çocuklar, devlet destekli bir sömürü sisteminin kurbanı haline getirilmiştir. MESEM’ler, iktidarın eğitimi piyasalaştırma ve eğitim hakkını ticarileştirme politikasının en keskin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle bu merkezler adeta bir ‘çocuk işçi fabrikası’ haline getirilmiş, çocuklar düşük ücretlerle, güvencesiz, denetimsiz ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaya başlanmıştır. Bugüne kadar MESEM’lere kayıtlı en az 17 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Her birinin ölümü, bu sistemin can güvenliğini hiçe sayan, sermayenin kâr hırsına teslim olma anlayışının sonucudur. Milli Eğitim Bakanlığı bu ölümlerin doğrudan sorumlusudur. Çocuklar okulda olmaları gereken yaşta, üretim bantlarında yaşamlarını yitiriyor; gelecekleri ve çocuklukları gasp ediliyor.
- 2025’te yoksulluk, çocukların hayatındaki en belirleyici risklerden biri olmaya devam etti. TÜİK’in gerçekleştirdiği Türkiye’de Çocuk 2025 Araştırması’nın resmi sonuçlarına göre,Türkiye’de 15 yaş altı her 100 çocuktan 32’si, toplamda 7 milyon 39 bin çocuk Afrika ülkeleri düzeyinde açlık çekiyor olarak kaydedildi.15 yaş altı 6,7 milyon çocuk günde bir öğün et, tavuk, balık, yumurta yiyemediğini, 7,8 milyon çocuğun hayatında bisiklete binmemiş olduğunu, 2,5 milyon çocuğun doğru düzgün bir çift ayakkabıya erişemediğini öğrendik.5,5 milyon çocuğun hiç oyuncağı olmadığı ve 11 milyon çocuğun “aile tatili” diye bir hayali kuramadığıyla yüzleştik.
- Çocukların gündeme geldiği bir başka konu ise geçen yıllarda olduğu gibi ihmal ve istismar.İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi verilerine göre, sadece İstanbul’da 5 yılda 29 bin avukat ‘çocuğa yönelik cinsel istismar’ için görevlendirildi.
- İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) yaptığı araştırmaya göre, bu yıl bilinen 91 çocuk işçi çalıştırılırken öldü.
- 2025 yılının 11 ayında toplam 260 kadın, erkekler tarafından öldürüldü, 267 kadın şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Verilere göre, ilk kez şüpheli kadın ölümü, kadın cinayetlerini geçti. Kadınlar en çok evlerinde ve yakınları olan erkekler tarafından öldürüldü. Staj yapan lise öğrencisi çocukların TBMM’de cinsel istismara uğradığı iddiaları da kamuoyunda önemli yer tuttu.
- Türkiye’de emekçiler yeni yıla direnişle giriyor. DİGEL Tekstil ve Temel Conta’da çalışan işçiler, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uzlaşma sağlanamaması üzerine yeni yıla grevde giriyor. Düşük ücret dayatması, ağır çalışma koşulları ve artan hayat pahalılığına karşı direnişe geçen emekçiler, “Geçinemiyoruz, susmuyoruz” diyerek taleplerinin karşılanmasını istiyor.
- 2026 yılına girerken, İzmir -Çiğli’deki Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde Tommy Hilfiger için üretim yapan Elsa Tekstil’de işçi kıyımı yaşandı. İş alınamadığı gerekçesi ile fabrikada çalışan 250 işçinin işine son verildi.
- 2025 yılı boyunca işçi sağlığından birinci basamak hizmetlere, sağlıkta şiddetten çevre tahribatına kadar çok sayıda alanda hak ihlalleri yaşandı. Sağlık sisteminde piyasalaşma derinleşti, hekim emeğinin değersizleştirildi, toplumun sağlık hakkının ciddi biçimde zedelendi.
- Gazetecilik bir kez daha suç sayıldı; sansür, kayyumlar, milyonluk RTÜK cezaları ve tutuklamalarla basın üzerindeki baskı kurumsallaştı. Yüzlerce gazeteci yargılandı, onlarcası cezaevinde yılı kapatırken bağımsız yayınlar ekonomik kıskaca alındı.
- Bu sene boyunca resmî olmayan rakamlara göre 3 bine yakın kişi eylemlerde gözaltına alındı. 300’ü aşkın tutuklama gerçekleşti. Eylemlere bağlantılı olarak 800’e yakın kişi hakkında da dava açıldı. Zaman içerisinde birçok kişi hakkında beraat kararı verilse de özellikle CHP’li belediyebaşkanları, bürokratlar, hedef tahtasına oturtulan gazeteciler ve birçok siyasi aktör yeni yılı cezaevinde karşıladı.
- Barolar ve savunma da 2025 yılındaki yargısal operasyonlardan nasibini aldı. Türkiye’deki tüm avukatların üçte birinin üye olduğu İstanbul Barosu yönetim kurulu görevden alınmaya çalışıldı.