Perşembe, Mayıs 14, 2026
Emek DünyasıGüncel

1 MAYIS İŞÇİ SINIFININ GÜNÜ OLMALI!

1 Mayıs İşçi Sınıfının Günü Olacaksa; 1 Mayıs’ta Kürsüde Düzenin Temsilcileri Değil Sınıfın Temsilcileri Olmalı!
1 Mayısı neredeyse bir buçuk asır önce işçi sınıfının uluslararası dayanışması yarattı.
1 Mayıs tüm dünyadaki, her ulustan işçilerin tek bir sınıf olarak, ortak talepler doğrultusunda birlikte mücadele verme iradesinin simgesidir.
Bunun yanı sıra bu topraklarda geçmişten bugüne 1 Mayıs yasaklara, engellemelere, baskıya rağmen kan ve can bedeli bir mücadele vererek alanları doldurmanın simgesidir.
O halde 1 Mayıslar da bu iradeye ve ödenen ağır bedellere uygun bir biçimde örgütlenilmeli, bu iradeye ve ortak tarihe gölge düşürülmemelidir.
2025 1 Mayısı İzmir’de sınıfsal özünden ve devrimci anlamından kopartılmış, işçi sınıfı, emekçiler, ezilenler ve artan bir yoksulluğa mahkum edilen emekliler açısından onların gündemlerinin işlendiği, düzen siyasetinden bağımsız bir emekçi kürsüsü olmaktan ziyade düzen partilerinin temsilcilerinin sahne aldığı bir müsamereye dönüştürülmüştür.
İzmir 1 Mayısı’nı örgütleyen tertip komitesi bu konuda 1 Mayıs öncesinde ve sonrasında yapılan tüm uyarıları ve eleştirileri görmezden gelmiş, 2025 1 Mayısı ardından ise bir değerlendirme toplantısı yapmaktan dahi imtina etmiştir.
Tüm bunlar yaşanmamış gibi aynı bileşenlerden oluşan bir tertip komitesi yine aynı usülle, kendinden başka hiçbir bileşeni kapsamaya çalışmaksızın bugün 1 Mayısı yine kendi bildiği gibi örgütlemeye çalışmaktadır.
Bu tutumdan vazgeçilmelidir. 1 Mayıslar tertip komitesi ve bileşenlerini aşan bir toplamın ve çok daha geniş emekçi bir kitlenin gündemidir. 1 Mayıs kimsenin tekelinde değildir. 1 Mayıs tertip komitesi İzmir’de gerçek bir temsil yeteneğine sahip olmak istiyorsa kendi dışındaki kesimleri de kapsamak, onların çağrı ve taleplerine yer vermek zorundadır.

bir veya daha fazla kişi ve şunu diyen bir yazı 'DDKD FESOMLSGECLUSHAAN JMEB 1MAAYIS AAMBENIE 1 MAYIS işçi SINIFININ GÜNÜ OLMALI! 1 Mayıs İşçi Sınıfının Günü Olacaksa; 1 Mayıs'ta Kürsüde Düzenin Temsilcileri Değil Sınıfın Temsilcileri Olmalı!' görseli olabilir
1 Mayıs Sınıf Mücadelesinin, Sınıf Savaşımının Kürsüsü Olmalı!
Bu topraklarda yaşayan işçiler emekçiler sömürünün ve baskının azalmadığı arttığı, yoksulluğu giderek daha yakıcı hissettiği koşullarda 1 Mayısı karşılıyorlar. İşçi cinayetlerinin bir katliama dönüştüğü ve sıradanlaştığı, asgari ücretin dibi gördüğü ve aynı zamanda bir bakıma genel ücrete dönüştürülmeye çalışıldığı, emekçilerin sahip olduğu her şeyin talan ve yağma konusu edildiği koşullarda 1 Mayısı karşılıyoruz. 1 Mayısın tarihsel alanları üzerinde hala yasaklar hüküm sürüyor. Bu 1 Mayıs’ta aramızda olması gereken on binlerce mücadele arkadaşımız hala zindanları dolduruyor. Kayyımlar, OHAL uygulamaları, devlet terörü, hayatın her alanındaki gerici-baskıcı yasa ve dayatmalar emekçilerin boğazını sıkıyor. Emperyalistler arası paylaşım kavgası Orta Doğu’da emperyalist bir haydutluğa, emperyalist bir savaşa dönüşüyor, tüm emekçiler için yıkım getiriyor. Orta Doğu’da ezilen ulusların boynuna vurulan işgal ve ilhak zinciri giderek ağırlaşıyor.
Bu topraklarda işçi sınıfı ve ezilenler 1 Mayısı bu ağır tablonun eşliğinde karşılıyorsa o halde 1 Mayıs da işçi sınıfının, emekçilerin ve tüm ezilenlerin bu tabloya karşı verdiği mücadelenin ağırlığını taşımalıdır.
1 Mayıs sermayeye, egemen sınıfa, onun temsilcilerine ve onun iktidarına karşı mücadelenin hem bayrağı, hem zirvesi hem de kürsüsü olmalı.
1 Mayıs Düzen Siyasetinden de Düzen Muhalefetinden de Bağımsız Olmalı!
1 Mayısın sınıfın kürsüsü olmasının ilk koşulu düzenden ve düzen güçlerinden bağımsız olması, bu güçlerden bağımsız örgütlenmesidir. İzmir 1 Mayısı son birkaç senedir çağrısından kürsüsüne kadar İzmir’deki yerel iktidar ve yönetimlerin teknik imkanları ile örgütlenilmeye çalışılmaktadır. Ancak 1 Mayıslarda zaten özü itibariyle emekçilere ait olan ancak yerel iktidarların bir lütufmuş gibi sunduğu teknik imkanların tahsis edilmesinin de bir bedeli vardır.
İzmir’de göreve geldiği günden bu yana yerel yönetimlerdeki işçilerin ve kamu emekçilerinin toplu sözleşmelerine saldıran, grev ve işçi düşmanı argümanlarla İzmir’deki farklı kesimlerden emekçileri belediye işçilerine karşı alenen kışkırtan, İzmir’deki belediye işçilerine “havuz” adı verilen korkuya dayalı bir güvencesizlik sistemini dayatan, 19 Mart sonrasındaki gerçekleşen eylemlerde yine boy gösterdiği kürsüden söyledikleri ile bu eylemlere katılan geniş kesimlerin haklı tepkisini toplayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay son iki senedir 1 Mayıs’ta da kürsüde boy göstermektedir. Tertip komitesi düzen muhalefetinin temsilcilerini, belediye emekçileri nezdinde dahi kötü bir şöhrete sahip belediye bürokratlarını “selamlama” kisvesi altında dahi bile olsa sahneye çıkarmaktan vazgeçmelidir.
İzmir 1 Mayısı işçi sınıfının kürsüsü olacaksa grev düşmanlığını alışkanlık edinip pişkin bir biçimde savunan, hükümetteki benzerlerini aratmayan belediye başkanları değil, o grevler nedeniyle baskı gören belediye işçileri kürsüde olmalı. Hükümetten mi muhalefetten mi yana olduğu farketmeksizin, kürsüde hakim sınıfın temsilcileri değil; işçi sınıfının bu sömürü düzenine karşı mücadele eden mensupları ve temsilcileri olmalı.
Dolayısıyla İzmir 1 Mayısı elindeki imkanları emekçilere karşı suistimal eden İzmir’deki yerel iktidarların tahsis ettiği imkanlarla değil, afişinden alana kurulan platformuna kadar kendisini tertip komitesi olarak belirlemekte mahsur görmeyenlerin kendi öz imkanları ile örgütlenmelidir. İzmir’deki işçilerin en şaşalı sahnelere, en görkemli ses sistemlerine değil, kendi taleplerini haykıracak, hakikati söyleyecek, kendisinden taraf, ezilenlerden yana, düzenden bağımsız bir kürsüye ihtiyacı vardır.
Tertip komitesi de hangi bileşenden oluşursa oluşsun esas olarak bunu sağlamakla mükelleftir.
1 Mayıs’ta Kürsüde İşçi Sınıfının Sesi Olmalı!
İzmir’de süregiden işçi direnişleri vardır. İzmir 1 Mayısı onların sesini taşımalıdır. Sendikal faaliyetlerinden dolayı tutsak sendikacılar vardır. Onların sesi 1 Mayıs alanına taşınmalıdır. 1 Mayıslar tarihsel olarak dünyada göçmen işçilerin sırtında şekillenmiştir. Yok sayılan, görmezden gelinen göçmen işçilerin sesi 1 Mayıs’ta kendi dillerinden duyulmalıdır. Tecrite ve kuyu tiplerine karşı mücadele eden devrimci tutsakların zindanları aşan sesi 1 Mayıs’ta kürsüde olmalıdır. Kadın işçilerin, işsizlerin, yoksulluğa mahkum edilen emeklilerin, genç işçilerin sesi 1 Mayısa taşınmalıdır.
1 Mayıs uluslararası/enternasyonal bir mücadele günüyse milliyetçi dayatmalara teslim olmamalıdır. Ezen ulusun ezilen ulus üzerindeki hakimiyetinin, bir hakim sınıf diktatörlüğü olan devletin sembolü söylem, simge ve marşların 1 Mayıs alanında yeri yoktur, olmamalıdır. Buna alan açılmamalıdır. 1 Mayıs ulusal bir dargörüşlülüğün değil, dünyadaki tüm işçilerin uluslararası düzlemde birlikte mücadele azminin damgasını vurduğu bir gün olmalıdır. Tam da bu nedenle tüm işçileri hangi ulustan olurlarsa olsunlar eşit bir paydada buluşturan birleştiren kızıl bir muhtevayı içermelidir.
Bizler bu görüşler ışığında 1 Mayısın örgütlenilmesi konusunda sorumluluk almaya hazırız. Başta tertip komitesi bileşenleri olmak üzere herkesi de bu sorumluluğu almaya ve paylaşmaya davet ediyoruz. 1 Mayıs ancak bu sorumluluk ortak bir biçimde sırtlanıldığında adını hak eden bir biçimde işçi sınıfının günü olarak kutlanılacaktır. İzmir 1 Mayısı ancak bu sorumluluk ortak bir biçimde sırtlanıldığı takdirde daha güçlü, daha kitlesel, daha dinamik bir mücadele gününe dönüşecektir.

İşçi Emekçi Birliği-İZMİR(Alınteri, DKDER, Söz ve Eylem, KALDIRAÇ, Komünist KÖZ), Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu, Kızıl Parti, PARTİZAN, SODAP, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sosyalist Mücadele İnsiyatifi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Umut-Sen.

………

TAKSİM SADECE BİR MEKAN DEĞİLDİR!

1 Mayıs, emekçilerin, emeğin birlik, evrensel dayanışma ve mücadele günüdür.

Aynı zamanda 1 Mayıs, emek hareketinin ve devrimci muhalefetin bayrak gösterdiği taleplerini haykırdığı ve gücünü gösterdiği bir gündür.

Bu yılın 1 Mayıs’ı, bir yandan emeğin ağır ekonomik sorunları, bir yandan da hukuka ve demokrasiye yönelik derinleşen saldırılar nedeniyle daha da önemli.

Bu yıl dünyada 1 Mayıs geleneğinin 140. yılı, Türkiye’de ise ilk kitlesel 1 Mayıs kutlamasının (1 Mayıs 1976) 50. yılı.

1 MAYIS’IN TARİHÇESİ

1 Mayıs geleneği 140 yıl önce 1886’da 8 saatlik işgünü için ABD’de sendikalar tarafından yapılan büyük gösterilerle başladı. 1 Mayıs 1886 günü ABD’de 10’dan fazla kentte 350 bin dolayında işçinin katıldığı gösteriler yapıldı. Ardından Temmuz 1889’da Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresinde alınan 8 saatlik işgünü için aynı günde uluslararası eylemler yapılması kararını takiben 1 Mayıs günü gelenekselleşti.

Yani 1 Mayıs sonrası yıllarda 1 Mayıs günü yapılan 8 saatlik işgünü gösterilerinin ardından gelenekselleşti ve işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak olarak çeşitli şekillerde kutlanmaya başlandı.

ÜLKEMİZDE 1 MAYIS

1 Mayıs ülkemizde, Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında kutlandı. Bu kutlamaların yapıldığı yıllardan sonra, yaklaşık 50 yıllık fiili bir engelleme dönemi geldi. 1 Mayıs kutlamaları Türkiye’de hiçbir zaman resmen yasak olmadı ancak fiilen engellendi. Uzun yıllar boyunca 1 Mayıs öncesi devrimci, sosyalist sendikacılar gözaltına alındı. Yaklaşık 50 yıl süren 1 Mayıs’a ilişkin bu fiili yasak, devrimci mücadelenin yükselmeye başladığı bir süreçte,  1 Mayıs 1976’da DİSK öncülüğünde aşıldı.

İLK KİTLESEL 1 MAYIS

1 Mayıs Türkiye tarihinde kitlesel bir mitingle ilk kez İstanbul Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs 1976’da kutlandı. Böylece 1 Mayıs tekrar emeğin gündemindeki yerini aldı. DİSK Türkiye’de 1 Mayıs yasağının kırılmasında ve 1 Mayıs’ın meşrulaşmasında önemli bir rol oynadı.

1977 yılında Taksim Meydanı’nda gerçekleştirilen 2. büyük 1 Mayıs kutlaması büyük bir saldırıya uğrayarak bir katliama dönüştü. 1 Mayıs’a katılanların üzerine açılan ateş ve sonrasında meydana gelen panik sonucu 41 kişi katledildi. 1 Mayıs 1977 katliamı CIA, egemen sınıflar, kontr-gerilla  ve oligarşinin eseriydi.

1 Mayıs 1977 katliamının asıl amacının 1970’lerde yükselen toplumsal muhalefetin önünü kesmekti. 1977 katliamının ardından 1 Mayıs, 1978’de Taksim’de tekrar kutlansa da 1979 ve 1980 1 Mayısları sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasakları altında geçti.

1988’den itibaren sendikalar tekrar 1 Mayıs’ı kutlamaya çalıştılar ancak çeşitli engellemeler ve baskılar devam etti, Taksim yasağı yıllarca devam etti.

1 Mayıs uzun süren engellemelerden sonra 1 Mayıs 1993’te tekrar alanlarda kutlanmaya başlandı. 1993’te DİSK ve Türk-İş ayrı ayrı 1 Mayıs kutlamaları yaptı. İlerleyen yıllarda Demokrasi ve Emek Platformlarında bir araya gelen başta Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve KESK olmak üzere çok sayıda emek ve meslek örgütü ortak 1 Mayıs kutlamaları yaptı.

Uzun süren Taksim yasağı DİSK ile sol parti ve örgütlerin ısrarlı girişimleriyle 2009’da aşıldı. AKP hükümeti de 2009 yılında 1 Mayıs’ı Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan etti ve 2010 yılında Taksim Meydanı’nı tekrar 1 Mayıs kutlamalarına açtı.

Ardından 2010, 2011 ve 2012 yıllarında Taksim’de DİSK, Türk-İş, Hak-İş ve KESK’in yanı sıra çok sayıda sendika ve meslek örgütü ile devrimci örgütlerin katıldığı kitlesel mitingler yapıldı.

AKP hükümetleri 2013 yılında keyfi bir tutumla tekrar Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarını engelledi. 2013’ten bu yana Taksim’de 1 Mayıs kutlamaları hukuk dışı gerekçelerle engellendi.1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçilere ve sendikacılara karşı şiddet uygulandı, adeta Taksim ve çevresinde sıkıyönetim ilan edildi.

Oysaki egemen sınıflar ve onun iktidarı kendi hukuk ve yasalarını bile bir kenara attı. Öyle ki, Taksim’de 1 Mayıs yasağı aralarında Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bulunduğu çeşitli yargı kararlarıyla hukuka aykırı bulundu. Belirttiğimiz gibi iktidar, hükümet pek çok alanda olduğu gibi 1 Mayıs kutlamalarında da yargı kararlarını tanımadı ve keyfi davrandı.

Uzun yıllardır, iktidarın emriyle İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı hukuk dışı kararlarla Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarını engelliyor. AKP’nin Taksim korkusu ve hukuksuzluğu devam ediyor. Taksim’in sembolik bir mekan olmasının rolü büyük. Hükümet kendisine yönelik kitlesel protestolardan korkuyor. Bu eylemleri suç gibi göstermeye ve böyle eylemlerde şiddet kullanarak devrimcileri, emekçileri yıldırmaya çalışıyor.

Taksim korkusunun asıl sebebi yaratacağı ciddi toplumsal tepkidir. AKP hükümetinin izlediği ekonomik politikaya karşı oluşan büyük tepki ile siyasal ve yargısal alanda yaşanan devasa hukuksuzlukların yarattığı öfkenin 1 Mayıs vesilesiyle bir tepki seline dönüşmesinden korkuluyor.

Taksim artık toplumsallaşmış bir tarzda toplum nezdinde çok önemli sembolik bir alan. Taksim yasağının en baştaki gerekçesi, yaratacağı ciddi toplumsal tepkidir. AKP hükümetinin izlediği ekonomik politikaya karşı biriken tepki ile siyasal ve yargısal alanda yaşanan ağır hukuksuzlukların, 1 Mayıs vesilesiyle bir tepki seline dönüşmesinden çekiniliyor.

KONFEDERASYONLAR YİNE SAMİMİYETSİZ DAVRANDI

Gelelim, 1 Mayıs yasakları, engellemeleri karşısında konfederasyon ve sendikaların tutumuna.

İstenilen içerikte olmasa da 1 Mayıs’ı yıllarca birlikte kutlayan emek örgütleri 1 Mayıs gibi bir günde bile bir araya gelemiyor. Bürokratlaşmış ve sınıf mücadelesi çizgisinde yürümeyen sendikaların önemli bir bölümü 1 Mayıs’ı bir mücadele günü olarak değil de folklorik bir gün olarak görüyor. Taksimin sembolik önemini, egemen sınıflara kaybedilmiş bir mevzi olarak görmüyor ya da görmemezlikten geliyor. Taksim samimi olarak kutlama mekanı olarak ilan edilmiyor.

Türk-İş genel merkezi, 1 Mayıs 2026’da Edirne’de miting düzenliyor. Elbette Edirne’de de 1 Mayıs kutlaması yapılabilir ama neden İstanbul’da ortak ve merkezi bir mitingden kaçıyor. İşçiler İstanbul gibi bir metropolden otobüslerle Edirne’ye taşınıyor.

Benzer bir tutum, iktidar kuyrukçuluğu yapan ve şaşırmadığımız Hak-İş için de söz konusu. Hak-İş folklorik 1 Mayıs kutlamalarını tercih ediyor. Mümkünse hükümet temsilcilerini de 1 Mayıs eylemlerine katıyor.  Hak-İş 1 Mayıs kutlama geleneği kapsamında, 2026 yılı 1 Mayıs’ının Bursa’da kutlanacağını açıkladı.

Türk-İş ne de Hak-İş 1 Mayıs’ta işçilerin sesinin kitlesel ve güçlü biçimde duyulmasını önemsemiyor. İkisi de hükümeti üzecek kitlesel protestolardan uzak duruyor.  Hükümet bu iki konfederasyonu kamuda örgütlenme rekabeti sopasıyla hizaya sokuyor ve evcilleştiriyor.  Esas güçlerini kamu işyerlerindeki örgütlenmelerinden alan bu iki konfederasyon hükümetle iyi geçinmeyi temel politika olarak tercih ediyor.

DİSK yıllardır KESK, TMMOB ve TTB ile ortak 1 Mayıs mitingleri düzenliyor. Dörtlü bu yıl da İstanbul’da Taksim’de 1 Mayıs kutlaması için Mart sonlarına doğru İstanbul Valiliğine başvurdu. Dört emek ve meslek örgütü İstanbul yanında Ankara, İzmir, Antalya, Mersin, Adana, Samsun, Kayseri ve Eskişehir’de ortak eylem yapacak. İstanbul Valiliği henüz resmi olarak açıklanmasa da Taksim başvurusuna olumlu yanıt vermedi. Bunun üzerine DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 16 Nisan’da 1 Mayıs 2026’da İstanbul’da Kadıköy İskele Meydanı’nda miting kararını açıkladı.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, geçen yılda yaptığı gibi, Taksim çıkışı yapmasına rağmen, Taksim mevzisinde direnç gösteremedi. Zaten iktidarın bu mevziyi emekçi sınıflara geri vermemesinde, bu kurumların kararsız, ürkek, istikrarsız tutumun rolü büyüktür.

Öte yandan bir bölümü DİSK üyesi ve bir bölümü bağımsız 15 sendika 1 Nisan’da yaptıkları yazılı açıklamayla 2026 1 Mayıs’ını Taksim’de kitlesel ve güçlü şekilde örgütleme çağrısı yaptılar. Bu sendikalar yanında çeşitli sol ve sosyalist parti ve örgütler de 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması çağrısı yaptı.

TAKSİM SADECE BİR MEKAN DEĞİLDİR!

Taksim, sadece bir mekan değildir ve bu şekilde kabul edilemez. Taksim işçi sınıfı ve emekçiler için bir sembolik değeri olsa da, 1977 saldırısını tamamlayan bir yasak, baskı saldırısının adıdır. Taksim, ‘Zorla emekçilere katlederim, sonrada oradan seni atarım, Yasaklarım’ demenin adıdır. Milyonlar için bir mevzi kaybetme, dayatmanın adıdır. Egemen sınıflar adına, emekçilerin özgürce hareket etmesi ve milyonların taleplerini dile getirmesine engel olmaktır. Büyük kalabalıkların toplandığı en büyük bir mekan olması anlamında, egemen sınıfların tahammülsüzlüğüdür.

Taksim, emekçi sınıfların zorla elinden alınan bir mevzinin geri alınması anlamında sınıf mücadelesinin mücadele alanlarından biri haline gelmiştir.

Bu mevzi,  her yıl bir sonraki yılı Taksim’de kutlama hedefi konulmasına rağmen, bir türlü buna uygun adımlar atılmaması nedeniyle kazanılmamasını getirmesinin yanında, parçalı 1 Mayıs’ların ortaya çıkmasına da zemin hazırlamaktadır. Taksim’i ana hedef koyup sonrada nerede ve nasıl olursa olsun kürsü kurmak hevesinden vazçemeyen anlayışlar hem Taksim mevzinin kazanılmasını geciktirmekte hem de birlikte 1 Mayıs yürüyüşüne sekte vurmaktadır.

Evet, 1 Mayıs herkes için 1 Mayıs alanı ve mevzisi ise, bir yerden başlanmalı, Taksim ısrarı kitlesel bir şekilde gündeme taşınmalı, Taksim hedefi ile kortejlerimizi oluşturmalıyız.

Kitlesel olarak, Taksim’e çıkmaya çalışılmalıdır. Çıkılamaması durumunda, bu toplanma alanlarda mesajlarımızı vermeliyiz, başta Taksim 1 Mayıs alanıdır açılmalıdır ve emekçilerin taleplerini, bu mevziden vazgeçmediğimizin duyurusu olacaktır aynı zamanda.

Bu nedenle, tüm devrimci güçler, sendikalar, emekçiler olarak kitlesel 1 Mayıs hedefiyle Taksim diyoruz.

DKDER