Pazar, Temmuz 14, 2024
GENÇLİKGüncelKültür SanatYAZARLAR

DOSTÇA MEKTUPLAR-4

Yaşamsal olgular, günümüzde, mutat döngüler üzerine kurulu zincirleme bir akıştır… Toplumsal yaşamın katılımcısı birey bulunduğu formasyonun üzerine çıkamadığı sürece, doğal olarak gelişim çizgisinin gerisine düşecektir… Bu nedenledir ki, oyun alanlarına uygun, sisteme yedeklenen geleneksel bir toplumsal küme oluşur. Alınan gıda, afyonlanmış dünyanın iğreti duruşuna adeta bir katkı gibidir.
Aile de, başlı başına siyasal sistemlerin kalıcılığı üzerine payanda edilen, en tehlikeli gerici bir kurum olma özelliğini içermektedir.
Devletin üst yapı kurumlarının, yukarıdan aşağıya doğru otoritesi -din, kültürel doku, tarihsel varlık, ekonomik düzenleme, siyasal erk, ahlaksal donanım gibi… Kapsam alanında egemen sistem korumaya alınır… Devlet, hakim sınıfların kontrolünü sürdürmenin gereği olarak politikalarını gündemin homojen başatı kabul eder. Bu anlamda diğer baskı aygıtları ile de, başta birey olmak üzere toplumsal küme ve yapıların hareketliliğini bir alana hapseder. Özgürlük yok olur, düşünce tüketilir, eylemsellik ortadan kaldırılır…
Tamda bu konumlanışta, sosyal yaşamın ikili bir çatışma anı ve karşıtlıklarla kendini ortaya koyabilecek oluşumlar ortaya çıkarabilir. Aksini düşünmek, bilimselliğin nesnel yanını dıştalamaktır. Her süreç kendi takipçilerinin yanı sıra, karşıtlarını da oluşturmak zorundadır. Bu materyalist bakış açı sının olmazsa olmazıdır. Ussal gelişimin belirgin bir tırmanma çizgisi olmayabilir. Olay ve olguların insan varlığı üzerine yansımasını her bilinç farklı rafine edebilir. Lokomotif veya vagon olma gerçeği belirlenir.
Aklın muhasebesini tutan el eğitim olmalıdır. Ham olarak alınan eğitim, öznelliğini belirlemek için düşünme gücüyle eşleşmelidir.. Yaşamsal devinim çizgisinin doğru ve yanlışlarını analiz etmeli, soyuttan somuta İndirgemelidir. Tüm bunların ulaşacağı nokta sentezdir. Tümden gelim, tüme varım da denebilir… Aklı selim olmanın tek başına yeterli olmadığı, yaşamsal tecrübeler ve buna uygun edinimlerin çözümsüz kaldığı gerçeğini kabul etmek zorundayız. Tek başına doğru, tek başına eylem hedefe yürümede başarı getirmemektedir. Sosyalist bakış, yeni argümanlar bulmalıdır. Doğru düşüncenin, pratik yöneliminin örgütleme alanında karşılık bulması için, alışılagelmişin ötesine geçmelidir. Aktif olmak yetmez, pro- aktif bir alan yaratılmak zorundadır artık. Arınmak, rafine olmak.. Klasik baskılanmalardan ve egemen alanın rol veya ahlak yörüngesinden kopuşa ihtiyaç vardır. İşte bu anlamda düşünce merkezini zorlamanın zamanı gelmiştir. Üretkenlik böyle bir noktada devreye girmelidir.
Başarı gelecekse palyatif çözümler yerine, paradoksal alanı yakalamakla mümkün kılınmalıdır…
Daha fazla düşünce…

Bir yanıt yazın