TRUMP,MADURO VE ÜÇ KUŞAK VENEZUELA
Trump”un büyük babası Almanya nın Bavyera bölgesinden göç etmiş bir Almandır. Altına hücum çağında (1890) Raky dağlarının eteklerinde madenciler için içkili mekan açmış ve üst katında genelev çalıştıran biriydi.Bu işte büyük paralar kazandı.
Büyük oğlu (Trump’un babası) babasından devraldığı bu servetle müteahhitlik işine girdi.Önceleri maden şirketlerine şantiye sahası ve işçilere baraka yaptı.O da şantiyelerin olduğu bölgede salon açtı. Babasından farklı olarak kapısına garip bir tabela astı. Kızılderililer, zenciler ve köpekler giremez. Yani çekirdekten ırkçı ve hastalıklı bir aile idi.
Pensilvanya’dan Misisipi’ye faşist Klu Klux Klan örgütüne girerek siyahlara karşı katliam suçu işledi. 1930 yıllarda Almanya’da yükselen Nazi faşizmine kayıtsız kalmadı ve Almanya’ya döndü. Askerlik yapmadığı için vatandaşlığa almadılar. Tekrar Amerika’ya döndü. Donald Trump böyle bir babanın oğludur. Babasından devraldığı servetiyle, uçak taşımacılık, reklam, gazino ve inşaat işine girdi.Birçok defa iflas etti. Ancak eski binaları restore ederek otel işine girdi. Bir ara yardım vakfı kurarak para topladı. Para amaç dışı kullanıldığı için hakkında mahkumiyet kararı verildi. Büyük paralar ödeyerek cezadan kurtuldu. Ancak halen hakkında vergi, yolsuzluk ve cinsel istismar dahil 4000 e yakın dava açılmış. Seçimi kaybedince kongre binasına silahlı saldırı yaptıracak kadar çılgın biri bugün ABD’nin başında.
MADURO; şoför olduğu ve hatta ortaokul seviyesinde bir okuldan mezun olduğu doğru. Taşımacılık sendikasının başkanı iken birleşik sosyalist partiye üye olur. Bu dönem Hugo Chavez ile tanışır. Fanatik bir Chavez taraftarı olarak seçimlerde güçlü bir çalışma yapar. Chavez önce danışman olarak atar .daha sonra da başkan yardımcılığına kadar yükselir. Hugo Chavez’in ölümünden sonra geçici başkan olarak atanır. Seçimle başkanlık koltuğuna oturur.
Chavez’in millileştirdiği maden ve petrol şirketlerinin yüzde kırkını tekrar Amerikan şirketlerine özelleştirilmesini yaparak devreder. EKSEN,CHAVNON, MOBİL gibi şirketler aslan payını alırken gelirin yüzde 60’nı ulusal bütçeye kaydırması yeterli gelmez ve refah seviyesi düşmeye başlar. Petrol ve maden üretiminin bütünüyle alt yapı taşeronluk şirketlerinin çoğu ise Çin’e aittir. Ulusal Petrol ihracatı ise tamamen Çin’e yapılmaktadır. Navlun maliyeti yüksek olduğundan varili 40 dolar yapılan satış OPEC piyasasına da ters düşmektedir. Bu vesileyle kendi halkına yoksulluktan başka bir pay düşmemektedir.
Nicolas Maduro’nun birleşik sosyalist parti üyesi olması onun Marxist soldan geldiği anlamına gelmez.Latin Amerika da genel itibariyle bağımsızlık yanlısı Bolivarcı gelenekten gelenler sol’a daha yakın oldukları için böylesi sosyalist partilerde kendilerini ifade edebiliyorlar.bu vesileyle onun Bolivarcı kimliği daha ağır basıyor.
Hugo Chavez döneminde ulusal tarım ürünleri üretimi ve pazarlaması tümüyle ulusal çapta kooperatifler tarafından organize edilirken, Maduro döneminde bu kooperatifler çoğunlukla lağvedildi ve özel şirketlere devredildi. Halkın tepkisine rağmen geri adım atmadı. Bu tip özelleştirme politikası Chavez’in kurmuş olduğu sisteme taban tabana zıttı. Bu yaklaşım MADURO n un liberal politikaları benimseyen, Neo-liberalizmi yürekten kucaklayan bir anlayışı benimsemesinden kaynaklanmaktadir.Bunda Çin faktörünün büyük etkisi olduğu muhakkak. Bu vesileyle onu sosyalist olarak düşünmek ve değerlendirmek büyük bir yanılgı olur.
VENEZUELA yer altı ve yer üstü zenginlikleri tarih boyunca Avrupalıların ( İspanya, Portekiz,İngiltere,Fransa,Hollanda) iştahını kapatmıştır. Uzun zaman ispanyaya karşı Simon Bolivar öncülüğünde bağımsızlık mücadelesi vererek sonuçta zafer elde eden ilk Latin ülkesidir.
20 ci yy da yaklaşık 50 yıl askeri darbeler ve diktatörlükle yönetildi. 19 cu yy sonlarında İngiltere petrol devi BP. Üretim sahasının çoğunu kontrol ederken, Fransa ve Hollanda maden şirketleri ise maden üretimini kontrol ediyordu. İşbirlikci oligarşi zamanla Amerika petrol devi CHEVRON u getirterek yeni kuyu ve sondaj çalışmasına aracılık etti. Petro Üretim ve pazarlama ağı tamamen Amerikalılara geçti. Sırasıyla Exxon,Conoco gibi devler peşisıra petrol sahalarına yerleşti.
Hugo Chavez işbaşına gelir gelmez bu şirketlerin varlığını kamulaştırarak devlet şirketi olan PDVSA ya devretti.Buna rağmen Chevron ülkeden çekilmedi. Çok az bir payla faaliyetlerini sürdürdü.
VENEZUELA’nın coğrafi olarak ABD ye yakınlığı navlun açısından bir avantajdı. Petrol ün millileştirilmesi ve ABD ye akışının kesilmesi, akabinde Çin’in devreye girmesi ABD için ağır bir darbeydi. Bütünüyle kuyruk acısı tamamen budur.
VENEZUELA Latin Amerika ülkeleri içerisinde en erken modern kentleşme ve planlı alt yapıya kavuşmuş tek ülkedir. Başta altın olmak üzere maden rezervleri son derece zengindir.Aynı şekilde tarım ürünleri çeşitliliğine sahiptir. Patates üretimi konusunda dünya liderdir. Başta muz olmak üzere sebze ve tropikal meyve üretiminde hatırı sayılır bir üretime sahiptir. Ne var ki bu zenginlik halka bir türlü refah olarak yansımamıştır. Aç gözlü oligarşi ABD ve Avrupalıların, adeta ülkenin zenginliklerini onların hizmetlerine sunarak ( üretim ve ihracatta) kendilerine pay kapmıştır.Üstelik 50 yıl boyunca askeri darbelerin eksik olmadığı VENEZUELA’da parlamentonun yarı yarıya asker kökenli vekillerle ortak mutlu ve müreffeh yaşamlarından geri adım atmamış, diğer Latin devletlerine de kötü örnek olmuştur. Bu kötü örnek : sürekli askeri darbelere sahne olmasından ötürü ‘ MUZ CUMHURİYETİ yakıştırmasıyla anılmıştır.Bu kötü şöhret başta Kolombiya olmak üzere Şili den Arjantin’e darbelere sahne olan bütün Latin ülkelerine mal olmuştur.
VENEZUELA Latin ülkeleri içerisinde devrimci mücadelenin en kitlesel boyuta vardığı, aynı zamanda gerilla mücadelesinin kitlelerle buluştuğu ender ülkelerden biridir.Venezuela Köklü bir devrimci mücadele geleneğine sahiptir .1958 yılında Bolivarcı subayların isyanı ve darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Bu hadiseden sonra Douglas Brovo birkaç genç subayla bereber Falcon dağlarına çıkarak gerilla mücadelesini örgütlediler.60 lı yıllar bu mücadelenin verdiği ruhla oligarşi nin ve ABD Emperyalizminin korkulu rüyasıdır .VENEZUELA devrimci mücadelesi FALN sayesinde Kolombiya ve Uruguay devrimci mucadelelerine de ‘ feyz’ olmuştur.
Ne varki VENEZUELA kominist partisi lideri Marcos jimenes kareyarist tutumunun etkisinde kalarak Douglas Brovo ve FALN aleyhine yazılar yazarak başta sendikalar olmak üzere halkın örgüte Olan destek ve sempatisini kırarak mücadeleyi sekteye uğratmıştır. Bunun üzerine Douglas Brovo ” devrim üç defa kapıya dayandı. Ancak asıl darbeyi oligarşi den değil emekçilerden yedik..”diyecekti..
Kominist partinin bu tutumunu teşhir etmek ise yine Douglas Brovo ya düşer. Dağdan iner. Hapislik hayatından sonra Kominist paritesi ne girer.uzun bir muhalefetten sonra Marcos jimenes i devirerek yerine geçer. Onun etkili siyaseti sayesinde Ordu içerisinde Bolivarcı subayların etkili olduğu süreç başlar. Hugo chavez bu sürecin ürünüdür. Bizim üç kuşak VENEZUELA söylemimiz Douglas Brovo nun mücadele seyri üzerindeki kritik değerlendirmesidir.bu üç kuşağa da kendisi damga vurmuştur.
Sonuç itibariyle: Bugün yaşanan hazin olay dünya devrimci hareketleri içerisinde hatırı sayılır kazanımları olan FALN ve sonraki Bolivarcı anti- Emperyalist akım ,bütün dünya devrimcileri için bir onur meselesidir..her şart altında desteklenmelidir. Bu durum Maduro ve iktidarının çok ötesinde bir meseledir.bütün dünya sol’u için itibar ve prestij meselesidir.