Pazar, Temmuz 14, 2024
Güncel

“19-22 Aralık Katliamını Unutmadık Unutmayacağız!”

İHD İstanbul Şubesi, Tutaaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), Wernicke-Korsakoflular Ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Ağı, Dostluk ve Kültür Derneği (DKDER) tarafından Kadıköy’de Kadıköy’de DKDER’de “19-22 Aralık Katliamı’nı Ve Direnişini Unutmadık Unutmayacağız!” şiarıyla etkinlik gerçekleştirdi.

19-22 Aralık 2000 Zindan Savaşlarını’nın 23’üncü yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Tutaaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), Wernicke-Korsakoflular Ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Ağı, Dostluk ve Kültür Derneği (DK-DER) tarafından 19 Aralık Zindanlar Katliamı’nın 23 yılında “19-22 Aralık Katliamı’nı Ve Direnişini Unutmadık Unutmayacağız!” şiarıyla Dostluk Ve Kültür Derneği’nde etkinlik düzenledi. Etkinlik açılış konuşması ve 19-22 Aralık Zindan Savaşlarını anlatan belgeselin sinevizyon gösterimi ile başladı.

Tutaaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Fatma Yıldırım 19-22 Aralık 2000 tarihinde devletin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal krizden çıkmak ve sürekli yükselen devrimci mücadeleyi önlemek emekçi kitlelere korku salmak için devrimci tutsakları hedef aldığını, devrimci tutsakların iradesini teslim almak için F Tipi zindanları hayata geçirmek amacıyla 20 zindana eş zamanlı saldırı ve katliam gerçekleştirdiğini hatırlattı.

19-22 Aralık’ta dört gün süren zindan savaşlarının tarihteki en büyük katliamlardan biri olduğunu söyleyen Yıldırım “Bu aynı zamanda devrimciler açısından kahramanlıklarla dolu savaş günleriydi. Biz de 19-22 Aralık’ta ve sonrasında yaşamını yitiren devrimci yoldaşlarımızı anmak, zindanlarda süren mücadeleyi anlatmak istedik” dedi.

Ardından sözü Wernicke-Korsakoflular Ve Eski Mahpuslarla Dayanışma Ağı adına İdris Yiğit aldı. Devrimcilerin en önemli özelliğinin kendilerini değiştirmesi geliştirmesi olduğunu ve belki en önemli mücadelenin bu olduğunu vurguladı. Ecevit’in “Cezaevlerinde düzeni sağlayamazsak dışarıda düzeni sağlayamayız” sözünü hatırlatan Yiğit, zindanlarda yapılan saldırının asıl nedenin de topluma gözdağı vermek olduğunu belirtti. Kapitalizmin de insanları, kendini düşünen bir tüketim toplumu yarattığını ifade eden Yiğit, devrimcilerin de esas olarak buna karşı bir mücadele verdiğini vurguladı.

Marks’ın “Aslolan dünyayı değiştirmektıir” sözünü rehber alarak mücadele ettiklerini belirten Yiğit, devrimcilerin hem insanı hem üretim ilişkilerini değiştirmek için mücadele verdiklerini söyledi. Ölüm Oruçlarını kutsal bir mücadele olarak gördüğünü, tarih boyunca zindanlarda devrimci tutsakların önemli tarihsel mücadeleler verdiklerini belirtti.

1982, 1984 yıllarında zindanlarda devrimci tutsakların direnişler, açlık grevleri ölüm oruçlarını yaptıklarını ve bunların mücadele tarihinde önemli bir yeri olduğunu ifade eden Yiğit, geçmişte ölüm orucu savaşçılarının sözlerini de aktardı.

1982’de Hayri Durmuş’un “mezar taşına halkına borçlu öldü” yazın derken devrimcilerin halkların geleceği için kendilerini nasıl sorumlu hissettiklerini, onlarla nasıl bir bütün gördüklerini aslında bir anlamıyla”Ben burada fiziken kendimi size katıyorum” dediğini söyledi.

Kemal Pir’in “Biz bu devlete bir kazık çaktık çıkarabilirse çıkarsın” sözüyle aslında ne kadar ileri görüşlü olduğunun görüldüğünü, bugün halen daha devletin zindanlardaki devrimci tutsakları teslim almak için her türlü yönetimi uygulamakta olduğunu ve teslim alamadığını vurguladı. “Kemal Pir’ yoldaş’Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz’ diyerek aslında devrimcilerin mücadelesinin özünü anlatır” dedi.

1984 yılı Ölüm Orucu’nda ise M. Fatih Öktülmüş’ün “Beni simgeleştirmeyin” diyerek devrimcilerin birilerini yüceleştirerek tekrara düşmemeleri, hep aynı yerde kalmamak için kendilerini geliştirmeleri, devrimci mücadeleye katkıda bulunmaları gerektiği mesajını verdiğini, Abdullah Meral’in ise “Biz ölmeyeceğiz” sözüyle de devrimci mücadelenin her zaman devam edeceğini vurguladığını söyledi. Diğer yandan Haydar Başbağ’ın “Tereddüt ile ihanet arasındaki çizgi sanıldığı kadar kalın değildir” diyerek devrimci mücadelenin zorluğunu, devrimci iradenin önemini vurguladığını söyledi.

1996 Ölüm Orucu’nda ise Hüseyin Demircioğlu “İlk ben atacağım bedenimi öne” sözüyle devirmcilerin ilk adımı attığını hep önde olduklarını ifade ettiğini ve “Yapmadığım bir şeyi asla başkalarından istemeyin” diyerek de doğruyu göstermenin yapmak olduğunu ifade ettiğini söyleyen Yiğit, yine Osman Aygün ise “Ölüm dediğin nedir ki, önemli olan dizlerinin titrememesidir” sözüyle de devirmcilerin cesaretini ve iradesini ifade ettiğini söyledi.Yiğit “Devrimcilerden onların anılarından söz ederiz ama aslında onları yaşatmaktır önemli olan.

Her zorlandığımızda onlar bize örnek olur destek, olur, moral olu, bize yol gösterir. Onlar asıl olarak bize ideolojik yolu devrimci çizgiyi gösteriyor” dedi.

2000 Ölüm Orucu savaşçılarından Lale Çolak’ın duygusal olarak bilindiğini söyleyen Yiğit “Aslında bütün devrimciler duygusaldır ama bir Afrika ülkesindeki çocuğun açlığını düşünrbilecek kadar da gerçekçi ve yaşamın bilincinde olduklarını söyledi.

Lale Çolak’ın “Ben geometri öğrenmek istiyorum” dediğini ama bunun aynı zamanda fizik ve matematik de öğrenmek demek olduğunu da söyleyerek aslında ne kadar geniş ayrıntılı düşündüklerini gösterdiğini aktaran Yiğit, yine 2000 Ölüm Orucu savaşçılarından Sibel Sürücü’nün “Kağıdın yanma derecesini ölçebilirler ama bizim direnişimizi, bilincimizin sağlamlığını, ölçemezler. Bizim öyle bir irademiz ve gücümüz var ki, ölçmeye çalıştıklarında şaşıracaklar” dediğini bunun da devrimcilerin ufkunun genişliğini, yaşamın gerçekliğini ne kadar iyi kavradıklarını ve devrimci iradelerinin gücünü gösterdiğini ifade etti. Devrimcilerin verdikleri mücadelenin bugün de devam ettirilerek ölümsüzleşenlerin anılarının yaşatılacağını söyledi.

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Mehmet Acettin ise 19 Aralık 2000 ve daha önceki zindanlara dönük saldırılara değindi. Daha önce de defalarca zindanlarda devletin saldırılarına karşı direnişler, açlık grevleri, ölüm oruçları yaptığını ve taleplerini kabul ettirdiğini 1996 Ölüm Orucu’nda yine taleplerini kabul ettirdiğini hatırlattı.

Yaşanan sürecin geçmişteki feda ruhu ve bu deneyimler üzerinden devam ettiğini ve devletin de devrimci tutsakların bu bilinç ve direncine karşı yeni bir süreç başlattığını ifade etti. “2000 saldırısı bir sonuçtu. Devletin çok önceden planlandığı bir süreçti. Tutsakların iradesi geleceğin nasıl olacağını da ortaya koymuştur. 96 Ölüm Orucu, aslında Eskişehir tabutluğuna karşı başladı ve tüm ülkece kitlelerin mücadelesini getirdi. 96’da devlet bir söz verdi hücre tipine geçmeyeceğini söyledi. Ama 96 dan sonra F Tipi için hazırlık süreci başladı” dedi.

Bu süreçte Sincan, Çanakkale, Bartın, Tekirdağ vb F tipine geçişi sağlayacak zindanlar yapıldığını söyleyen Acettin, “Ve bu süreç 19 Aralık 2000’e gelindi” dedi.

Asıl hedefin devrimci tutsakları hücre tipi zindanlara göndermek olduğunu ve zindanlarda devasa bir direniş yaşandığını belirten Acettin, 96’da 60 günde çözüldüğünü ama 2000’lerde yıllarca sürdüğünü bunun nedenini devrimci tutsakların iradesini teslim alabilmek için devletim saldırılarını çok daha kapsamlı ve sürekli hale getirmesi olduğunu ifade etti.

2000’li yıllarda dışarıdaki desteğin de azlığının da devletin zindanlarda yönelik politikasında elini güçlendirdiğini ifade eden Acettin, bugün uygulanan yöntemle hücre tipi zindanlardaki tecritin İmralı ile başlatılarak daha da derinleştirildiğini söyledi.

Zamanla hücre biçimi zindanların artarak devam ettiğini, pişmanlık dayatması, hak gaspları, mektup kitap verilmemesi, görüş yasaklarıyla devrimci tutsakların insanların iradesini kırmanın amaçlandığını söyleyen Acettin, bütün bunlara karşın devrimci tutsakların iradesini teslim alamadıklarını vurguladı.

Tutsakların tek tip hücrede kalıyor olmalarının işkence olduğuna dikkat çeken Acettin, “Öyle saldırgan bir durumla karşı karşıyayız ki dışarıya çıkarmamak için her yol ve durumun yasal zeminini oluşturdular. Bizim yapacağımız tek şey var o da örgütlenmek. Eğer örgütlenirsek önümüze koyulan oyunu bozabiliriz. Biz bu süreci toplumun algısına sokarak ve örgütleyerek bununla baş edebiliriz. Geleceğe devrime güvenimiz varsa mücadeleyi kazanabiliriz” dedi.

Tutuksaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Fatma Yıldırım, 19 Aralık Zindan Savaşları sürecinde çocuk olanlar bugün genç insanlar. Burjuvazi devirmcileri teslim almaya çalıştı ama başaramadı. Yıllara yayılan bir ölüm orucu süreci yaşandı. Devlet tahliye süreci başlatmak zorunda kaldı ki, bu da bir kazanımdır” diye vurguladı.

Türkiye ve Kürdistan’da büyük ve zengin bir zindan direnişleri tarihi bulunduğunu söyleyen Yıldırım Toplumun öncülerini yok etmeye devrimcileri yalnızlaştırarak teslim almaya çalışıyor. Bunun için F Tipi, T tipi son olarak da S ve Y tipi zindanlar yapıldığını fakat yine de devrimcilerin iradesini teslim alamadıklarını belirterek “Devrimcilerin iradesini teslim almayı başaramayacaklar” dedi.

Dostluk ve Kültür Derneği adına konuşan Türker Demirci ise devrimciler tecrit edilmeye, teslim alınmaya, ideolojik devirmci düşüncesinden uzaklaştırılmaya zorlandığını belirterek “Ve onlara ya uzun yıllar cezaevinde ya kalırsın ya pişmanlık gösterirsin dayatması yapılıyor, infazları yakılıyor” dedi.

Ordu, polis, cezaevi gibi kurumların devletin varlığını korumak amaçlı olduğunu bunlar olmazsa devletin de var olamayacağını belirten Demirci, zindanların devletin devrimcilere ve halka karşı şiddet uygulayan bir organı olduğu belirtilerek “Buna karşı da mücadele devrimcilerin direnişi var. Devlet için sorun hapishanelerde egemenliğini sürdürmek. Buna karşılık devirmci tutsaklar için ise mesele direnmek ve teslim olmamaktır” dedi. Bunun aynı zamanda dışarıdaki devrimci mücadeleye katkıda bulunmak, onun yükselmesine katkıda bulunmak olduğunu ifade eden Demirci, zindanların aynı zamanda devrimci tutsaklar ve onların yoldaşları aileleri içinde bir okul olduğunu ve mücadelede pek çok şeyi öğrettiğini vurguladı. Zindanlarda devirmci tutsakların birçok direniş biçimi yarattığını ifade eden Demirci, bu direnişlerin bir amacının da toplumun özgürleşme mücadesinin başarıya ulaşmasını sağlamak olduğunu vurguladı.

“Ama dışarıda zindanlarla yeterli bir dayanışma direniş söz konusu değildir. Dışarıdaki devrimci demokratik kitle örgütleri büyüyk bir dayanışma içinde olmak zorundadır. Devirmciler görevlerini yerine getirdiler direnişlerle hala da devam ediyorlar. Yeni tip zindanlarda devrimciler teslim alınmaya çalışılıyor infazları yakılıyor. Hücreler şeklinde zindanlar artıyor. Tutsakların serbest bırakılması için dışarıda güçlü bir mücadele yürütmeli kampanyalar düzenlemeliyiz diyen Demirci “zindanlara özgürlük” şiarının güçlü bir mücadeleye dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Demirci”Onların zulmü varsa bizim de Marksizm gibi ideolojik politik tutumumuz, irademiz var. Zindanlarla dayanışma konusunda devrimci örgütlerin, demokratik kitle örgütlerinin mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor. Ve bunu başarabileceğimizi de biliyoruz. 19 Aralık’ta yitirdiklerimizi saygıyla selamlıyorum. Biz kazanacağız! Biz Kazanacağız! Biz Kazanacağız!” diyerek sözlerini tamamladı.

Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nden Abdülmelik Yalçın ise devrimci tutsaklar ve zindanlara ilişkin iki yönlü bir saldırı söz konusu olduğunu, bir yandan devrimci tutsakların yalnızlaştırılarak devrimci iradelerinin teslim alınmak istendiğini diğer yandan ise toplumun öncülerine yapılan saldırıyla topluma gözdağı vermek olduğunu belirtti.

19 Aralık katliamının üzerinden 23 yıl geçtiğini ve bu süreçte tecrit koşullarının daha da ağırlaştığını belirten Yalçın, birçok yeni tip cezaevi yapıldığını ve görüş yasağı kitap yasağı, hasta tutsakların serbest bırakılmaması, tedavilerinin yapılmaması gibi pek çok hak gasplarının uygulandığını söyledi. Son süreçte ise S ve Y tipi zindanlarla tecritin boyutunun daha da arttığının söyleyen Yalçın ”Devlet ve bakanlık herhangi bir şekilde bu hapishanelerin mimarisine dair herhangi bir açıklama gereği bile duymuyor” dedi.

S ve Y tipi zindanların ait mimarisi hakkında kısıtlı bir şekilde tutsaklardan, avukatlardan, insan hakları derneklerinden alabildiklerini aktardı. Son süreçte devrimci tutsakların S ve Y tipi zindanlara sürgün edildiklerini, özellikle Bakırköy Kapalı Kadın Zindanı’ndaki devrimci tutsakların S ve Y tipi zindanlara sürgün edildiklerini belirten Yalçın TDİ olarak S ve Y tipi zindanlara ve buralara yapılan sürgünlere ve uygulanan tecrit ve hak gasplarına dikkat çeken bir mücadele yürüteceklerini ifade ederek devrimci tutsaklarla dayanışmanın büyütülmesi için birlikte mücadele etmek gerektiğini ifade etti.

Etkiliğin ikinci bölümünde ise 19-22 Aralık sürecinde tutsaklığı yaşamış olanlar söz aldı.

19-22 Aralık Zindan Savaşları sırasında Ümraniye Zindanı’nda bulunan ve yeni tahliye olan Ergül Çiçekler, tüm devrimci tutsakların dışarıda mücadele edenlere selamlarıyla geldiğini söyledi. 19-22 Aralık Zindan Savaşları’nın bu topraklarda verilen mücadelede önemli bir yeri olduğunu fakat aynı zamanda dünya devrim mücadelesi tarihine de geçtiğini vurguladı.

Devirmci tutsakların bir çok zindan direnişiyle bir tarih ve gelenek yarattıklarını ve bununla da düşmama karşı devrimci iradenin yenilmezliğini gösterdiğini ifade eden Çiçekler, 1996 Ölüm Orucu ve 2000 Ölüm Orucu süreçlerine değinerek, “2000 Ölüm Orucu’nun 1996’daki gibi olmayacağının bilincindeydik. Çok daha zorlu bir mücadele verileceğini de biliyorduk. Böyle de oldu ve devrimci tutsaklar tarihinde başka bir örneği olmayan bir mücadele verdiler” dedi.

19 Aralık’taki saldırı öncesinde aldıkları karar doğrultusunda belirlenen tutsakların F tipi zindanlara götürüldükleri an itibariyle ölüm orucuna başladıklarını ve ölüm orucu savaşçılarının sayısının artarak 5 yıl sürdüğünü belirtti. F tipi zindanlardaki tecrite ve işkencelere rağmen devrimci tutsakların iradesinin teslim alınamadığını belirten Çiçekler, bazen ne kazanıldı ne kaybedildi diye düşünüldüğünü tartışıldığını söyledi.

Devrim mücadelesi söz konusu olduğunda her zaman sonucun bir maddi kazanımla bitmeyebileceğini, kazanımların farklı biçimlerde olabileceğini belirtti. 19-22 Aralık Zindan Savaşları’nın sonunda devrimci tutsakların F tipi zindanlara gönderilmesine karşın devrimci iradenin sağlamlığını yıllar süren ölüm orucuyla ve F tiplerinde de o devrimci bilincin ve dayanışmanın devam ettiğinin gösterildiğini söyleyen Çiçekler, “Bunun aynı zamanda politik bir kazanım olduğunu görmek gerekiyor. Bizler Boby Sands’ları öğrenerek, örnek alarak mücadele ettik. 2000 Ölüm Orucu süreci de insanlık tarihinde yerini alan ve devrimcilerin burjuvaziye karşı politik ve tarihi bir kazanımıdır” dedi. Devrim mücadelesinde yerini alan bu mücadele sürecinin de gençlere sonraki nesillere aktarılması gerektiğini vurguladı.

İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ise zindanların cezalandırma mekanları olduğunu ama aynı zamanda bir ölüm evine konularak da infaz etme mekanları olarak kullanıldığını ve bu şekilde opluma gözdağı verildiğini söyledi. Zindanların aynı zamanda toplum üzerinde korku ikliminin net olarak üretildiği yerler olduğunu ifade eden Yoleri, zindanlarda işkence türü olan tecritin yanında birçok hak gaspı uygulaması bulunduğunu vurguladı.

Zindanlarda ayrıca hak gaspları konusunda “dezavantajlı gruplar” olarak ifade edilen anneleriyle birlikte kalan çocuklar, yaşlılar, hastalar, göçmenler, LGBTİ+’lar ve kadınların da ayrıca mağduriyetler yaşadıklarını bunlara ilişkin de mücadele biçimleri yaratılması gerektiğini vurguladı.

Yoleri zindanlarda yaşanan tecrit ve hak gasplarının önlenmesi konusunda, her noktada neler yapabileceğini düşünmek gerektiğini ve bu şekilde bir mücadele vererek tutsaklarla dayanışmanın sağlanabileceğini söyledi.

Konuşmaların ardından 19-22 Aralık 2000 Zindan Savaşları sürecinde tutsaklığı yaşamış olan devrimcilerin okuduğu şiirler Grup İsyan Ateşi, Haluk Akay ve Direnişçiler Korosu’nun seslendirdiği devrim marşları ve şarkılarıyla bitirildi.

Bir yanıt yazın