Pazartesi, Mayıs 4, 2026
Güncel

Yasaklara karşı çare örgütlü direniştir

İçinden geçtiğimiz süreç göstermektedir ki sokağa çıkmak bugün yalnızca bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü yasalar sokakta kazanılır. İşçi sınıfının tarihine bakıldığında, kazanılmış hiçbir hakkın kendiliğinden verilmediği; aksine bedel ödenerek, direnilerek ve mücadele edilerek alındığı açıkça görülür. Bu nedenle sokağa atılan her adım, yalnızca bugünü değil yarını da kuran bir adımdır.
1 Mayıs, işçi sınıfının gücünü gördüğü ve gösterdiği bir gündür; açlığa, yoksulluğa, sefalete karşı direnişi örgütlediği, yan yana geldiği, kendi gündemlerini sokağa, meydanlara taşıdığı, sınıfından güç aldığı bir gündür. Barikatın ardında olan geleceğimize uzanmak için, bir yaşam borçlu olduğumuz çocuklar için, göçük altında yitirdiklerimiz için, gün yüzü göremediğimiz o işyerlerinden çıkıp özgürlüğe adımlamak için irade koyduğumuz gündür.
İzmir’de 1 Mayıs’ın gerçek anlamını bulabilmesi için kürsü de bu iradeyi yansıtmalıdır. Emekçilerin sözünü bastıran, grev düşmanı politikalarla işçileri baskı altına alan anlayışların bu kürsüde yeri olmamalıdır. Fabrikalarda, iş yerlerinde baskı gören, güvencesizliğe itilen işçiler kürsüde olmalı; emekçilere rağmen konuşanlar değil, emekçilerin kendisi sözünü kurmalıdır. Bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın 1 Mayıs kürsüsünde yer almaması gerektiği açıktır. Dün olduğu gibi bulunduğumuz her alanda işçi düşmanlarına, grev kırıcılara karşı direnişi büyütmeye devam edeceğiz.
İşçi sınıfının kendi taleplerini dile getirmesinden, yan yana gelmesinden, birleşerek gücünü görmesinden korkuyorlar.
İzmir’de ise bu tabloyu tamamlayan bir gerçeklik vardır. 1 Mayıslardan mitinglere, Konak Meydanı’nın kapatılması, alanların yasaklanması tesadüf değildir. Bu yasaklar, emekçilerin yan yana gelmesini engellemek ve mücadeleyi dar alanlara sıkıştırmak için uygulanmaktadır. Ancak hiçbir yasak, örgütlü bir iradenin önüne geçemez. Alanları kapatanlar aslında kendi korkularını büyütmektedir. Çünkü işçi sınıfı yan yana geldiğinde yalnızca meydanları değil, geleceği de kuracak güce sahiptir. Meydanlar halkındır, işçi sınıfınındır. Meydanlar yasaklanamaz.
Dün Taksim’e doğru yürüyenlerin ortaya koyduğu irade, direnişin ve mücadelenin hangi yoldan ilerleyeceğini bir kez daha açık biçimde göstermiştir. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak kör bir inat değil; aksine bu toprakların mücadele hafızasına sahip çıkmanın, yıllardır biriktirilen cesareti ve kararlılığı yeniden üretmenin ifadesidir. Her yıl “seneye Taksim’de olacağız” denilerek ertelenmek istenen şey, aslında büyüyen direnişin kendisidir. Bu ısrar, yalnızca bir meydan talebi değil; işçi sınıfının, emekçilerin ve direnenlerin kendi tarihine, kendi sözüne ve kendi gücüne sahip çıkma iradesidir.
2026 1 Mayıs’ı açıkça göstermiştir ki yol açıcı olan şey parçalı ve dağınık tepkiler değil, kitlesel ve birleşik bir direniş hattıdır. “Ne değişti?” sorusunun yerine “nasıl değiştiririz?” sorusunu koyan, umudu büyüten ve değiştirme gücünü yeniden hatırlatan bir deneyim yaşanmıştır. Direnenlerin yan yana gelmesi, yalnızca bir eylemi gerçekleştirmek için değil, yarını kurmak içindir. Bu nedenle atılan her adım, kurulan her bağ, aşılmış her barikat yalnızca o ana değil, yarına açılan bir yolun parçasıdır.
Egemenlerin pratiği ise açıktır ve değişmemektedir. Yüzlerce gözaltı, kapatılan yollar, durdurulan ulaşım, kurulan barikatlar, kürsüde işçi düşmanları… Bunların hiçbiri yeni değildir ve olmayacaktır. Ancak tüm bu baskı mekanizmalarına rağmen insanların yan yana gelmesini, sokaklara çıkmasını, iradesini ortaya koymasını engelleyemeyeceklerdir. Dün Taksim’e yürüyenler yalnızca fiziksel engelleri değil, aynı zamanda korku duvarlarını da aşmıştır. Bu yüzden bakılması gereken yer baskının kendisi değil, bu baskıya rağmen büyüyen direniştir. Çünkü gerçek olan ve yarını belirleyecek olan budur.
Dün Taksim iradesi gösteren ve gözaltına alınan 580 kişinin serbest bırakılması, bu gerçeği somut olarak ortaya koymuştur. Taksim iradesi teslim alınamamıştır ve alınamayacaktır. Yasaklar, saldırılar ve baskılar bu iradenin karşısında kalıcı olamaz. Çünkü bu irade, yalnızca bir günün değil, ortak bir mücadelenin ürünüdür.
Emperyalist saldırganlığa, yoksulluğa, işsizliğe, baskıya ve aşağılanmaya karşı gerçek bir çıkış yolu ancak örgütlü bir mücadeleyle mümkündür.
Taksim yalnızca bir meydan değildir; bu topraklarda işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesinin sembolüdür. Bu nedenle Taksim’e yönelen her adım, yalnızca bir yürüyüş değil, aynı zamanda tarihsel bir sürekliliğin yeniden kurulmasıdır. Bu süreklilik, deneyimlerin bugünün mücadeleleriyle birleşmesi ve geleceğe aktarılması anlamına gelir. Dün yaşananlar, bu bağın kopmadığını ve yeniden güçlenerek kurulduğunu göstermiştir.
Bugün yapılması gereken, bu deneyimi büyütmek ve kalıcı hâle getirmektir. Dağınık öfkeyi örgütlü bir güce dönüştürmek, yalnızca anlık tepkilerle değil, sürekliliği olan bir mücadele hattı kurmakla mümkündür.
“Her gün 1 Mayıs, her gün kavga” sözü bu nedenle yalnızca bir slogan değildir. Mücadelenin belirli günlere sıkıştırılamayacağını, yaşamın her alanına yayılması gerektiğini anlatır. Dün yaşananlar, bu sözün somut bir karşılığı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Direniş yalnızca bir günün değil, sürekliliğin meselesidir.
Sonuç olarak, dün ortaya çıkan irade yalnızca bir anın değil, bir sürecin ifadesidir. Bu süreç, cesaretin, kararlılığın ve örgütlü mücadelenin büyümesiyle ilerleyecektir. 1 Mayıs’tan aldığımız güç ile 6-7 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesine karşı anti-emperyalist mücadeleyi büyüteceğiz. İzmir’den Taksim’e uzanan bu hat ortaktır:
Kürsüler, meydanlar, sokaklar işçi sınıfınındır.
Meydanlar yasaklanamaz.
Taksim iradesi teslim alınamaz.
Yasaklara karşı çare örgütlü direniştir. Yaşasın devrimci mücadelemiz!

yazı görseli olabilir