Pazar, Temmuz 14, 2024
Güncel

R. Castro: “Devrimin evlatları arasında iktidar kıskançlığı veya iktidar hırsı olmaz

Küba Devrimi’nin 65. yıldönümünde Raul Castro tarafından  Santiago de Cuba şehrinde Céspedes Meydanı’nda yaptığı konuşma…

“Yurttaşlar,

Sosyalist devrimimizin zaferinin 65. yıldönümüne ulaşmış bulunuyoruz. Bu noktaya ulaşmak için pek çok zorlukla yüzleşmek zorunda kaldık; ancak buna değdi, zorlukların ortasında bile Devrimin çalışmaları ve sosyal fetihleri bunu doğruluyor.

Bu tarihi anma töreninde Kübalıların ilk aklına gelen Fidel olmuştur; özellikle de burada, onun ölümsüz naaşına değer veren kahraman Santiago de Cuba şehrinde. Ve aynı zamanda anavatanın bağımsızlığını elde etmek ve korumak gibi asil bir amaç uğruna şehit düşenler…

Fidel’in 1 Ocak 1959’da devrimin zaferini ilan ettiği yerde toplanmış bulunuyoruz; o devrim ki 10 Ekim 1868’de Anavatanın Babası Carlos Manuel de Céspedes tarafından başlatıldı ve o zamandan bugüne dek Küba’da gerçekleşen yegâne devrim oldu.

Tarihin cilvesine bakın ki, o zamanlar yeni doğmakta olan Yankee imparatorluğu Küba’nın askeri işgalini 1 Ocak 1899’da tamamladı ve bu sayede adamız üzerinde 60 yıl boyunca tam hakimiyet sürdü.

İşgalcinin o günlerdeki en utanç verici ve çirkin eylemlerinden biri, Tümgeneral Calixto García komutasındaki Kurtuluş Ordusu birliklerinin şehre girişini engellemekti; bu eylemleri olmasaydı İspanyolların bu kibirli ama hayli beceriksiz işgalcileri her bakımdan yenilgiye uğratacaklarına hiç şüphe yoktu. Bu nedenle Fidel, Santiago kapılarındayken Radio Rebelde’de yaptığı konuşmada “Bu kez mambiler Santiago de Cuba’ya girecek […] 1895’te olanlar tekrarlanmayacak” dedi.

O unutulmaz 1 Ocak 1959 gecesini hatırlıyorum. Pek çok kişinin bildiği gibi, Başkumandan’ın kararıyla, bu şehirdeki yaklaşık 5.000 askerden oluşan Moncada Kışlası garnizonunun ve Donanma kuvvetlerinin teslim olma sürecini takviye etme göreviyle saatler önce Santiago’ya gelmiştim ve bu meydanı dolduran kalabalığın içindekilerden biriydim.

Fidel beni görünce kürsüye çıkmamı ve orada bulunanlara hitaben konuşmamı emretti; ben de kayıtlara geçmemiş kısa birkaç kelam etmekle yetindim; ama bunun bir önemi yok. Ama o gün bizi uyaran Fidel’in sözleri büyük önem taşıyor: “Devrim şimdi başlıyor; Devrim kolay bir iş olmayacak, Devrim zor ve tehlikelerle dolu bir girişim olacak”. Sekiz gün sonra, başkente muzaffer girişi esnasında söylediği şu sözlerle ısrarını sürdürdü: “Sevincimiz muazzam. Ama daha yapılacak çok şey var. Gelecekte her şeyin kolay olacağını zannederek kendimizi kandırmayalım; belki de gelecekte her şey daha zor olacak” dedi.

Başarıları gözümüzde büyütmememiz ve en zor seçenekle yüzleşmeye hazırlanmamız için yaptığı erken bir uyarıydı bu ve hayat onun ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Kat ettiğimiz yol kolay olmadı; Devrimimizi yok etmek ve herkese eşit fırsatlar sunan adil ve insancıl bir toplum inşa etmenin mümkün olduğuna dair diğer halklara ilham veren bu örneği ortadan kaldırmak için gerçekleştirdiği başarısız girişimler boyunca askeri istilaya, terörizme ve dünya uluslarının ezici çoğunluğu tarafından kınanan acımasız ve zalim bir ablukaya bile başvuran düşmanın sürekli ve sapkın saldırganlığını göğüslemek zorunda kaldık.

Birleşik Devletler Hükümeti’nin daimî düşmanlık ve abluka politikası, ekonomimizin içinde bulunduğu zorlukların başlıca nedenidir. Düşman bunu gizlemek için milyonlarca dolar dökse de, çok büyük çabalar sarf etse de bu gerçeklikten şüpheniz olmasın. Çıkarları için ya da sadece hizmetkâr ruhuyla kendi vatanlarına karşı hareket eden bazı kişiler düşmanı destekliyorlar. Bazıları ise onun yalanlarla bezenmiş yanlış yönlendirilmelerine teslim oluyor ve günlük zorluklardan bunalmış olmanın da etkisiyle bir ölçüde bilinçsizce oyuna katılıyorlar. Bu sonunculara karşı sabrımızı yitirmemeli, onları dinlemeli, bizden yana olan gerçeğin güçlü silahıyla onları ikna edene kadar açıklama yapmalıyız.

Bu söylediklerim hiçbir şekilde eksiklik ve hatalarımızın farkında olmadığımız anlamına gelmiyor, ki bu eksiklik ve hatalar hiçbir zaman ilkesel düzeyde olmamıştır. Bu 65 yıl boyunca devrimci liderliğin temel niteliği, eksiklikleri ancak birlikte ortadan kaldırabileceğimiz bilinciyle halkla tartışırken sergilediği şeffaflık ve özeleştiri ruhu olmuştur.

Yoksul ve sürekli saldırıya maruz kalan bir ülkede sosyalizmi inşa etmenin bilinmezliklerle dolu yolunda yürürken kendi yapıp eyleme yöntemlerimizi yaratmak zorunda kaldık; bu, Küba’daki devrim sürecinin her zaman muazzam bir yaratıcı kapasiteye sahip olduğunun da kanıtıdır.

Bugün sağlıklı bir gururla söyleyebiliriz ki ne dış saldırılar ne doğanın vurduğu darbeler ne de kendi hatalarımız devrimin bugünkü 65. yıldönümüne ulaşmamızı engelleyemedi. İşte buradayız ve burada olacağız!

Bu her şeyden önce kahraman halkımızın artık kanıtlanmış direnci ve özgüveni sayesinde; Küba Devrimi’nin Başkumandanı Fidel Castro Ruz’un bilge liderliği sayesinde; halkın liderlerine duyduğu güvene layık bir mirasçı haline gelen partinin varlığı sayesinde ve ulusun birliği sayesinde mümkün oldu.

Yoldaş Díaz-Canel birkaç dakika önce yaptığı konuşmada Kübalıların bu 65 yıl boyunca yaşadığı, Moncada’nın, Granma’nın, Sierra’da ve ovalarda verilen mücadelenin zorlu ve unutulmaz anlarından gerçek zaferin elde edilmesine uzanan o destanı ele alırken işte bu özelliğimize atıfta bulunuyordu.

Zorluklar ve tehlikeler ne kadar büyükse, çaba, disiplin ve birlik o kadar gereklidir. O ya da bu şekilde elde edilen bir birlik değil, Fidel’in 22 Ocak 2008 tarihli yazısında çok yerinde bir şekilde tanımladığı ilkelere dayanan bir birlik: “Birlik mücadeleyi, riskleri, fedakarlıkları, tartışma ve analiz yoluyla ulaşılan hedefleri, fikirleri, kavramları ve stratejileri paylaşmak demektir. Birlik, devrimci bir militanla hiçbir alakası olmayan ilhakçılara, satılmışlara ve yozlaşmışlara karşı ortak mücadele anlamına gelir”. Ve bunlara bir başka temel fikri daha ekledi: “Devasa taktik düşünceler denizinde stratejik çizgileri sulandırmaktan ve var olmayan durumları hayal etmekten kaçınmalıyız”.

İşte bizim birliğimiz böyle bir şey. Bu birlik sihirle ortaya çıkmadı; onu sabırla, tuğla tuğla örerek birlikte inşa ettik. Küba Devrimi’nde her samimi yurtsevere yer oldu; tek koşul, adaletsizlik ve baskıya karşı koymaya, halkın iyiliği için çalışmaya ve onun kazanımlarını savunmaya hazır durumda olmaktı.

Partimiz bu düşünce ve eylem ocağında şekillendi; otoriterlikten ve dayatmalardan uzak durarak, farklı fikirleri dinleyip tartışarak ve ortak çabanın parçası olmak isteyen herkese katılım hakkı tanıyarak. Alçakgönüllülük, dürüstlük, gerçeğe bağlılık, sadakat ve adanmışlık kilit önemde oldu. Direnme ve kazanma yeteneğimiz sosyalizme ve onun eserlerine, birliğe ve devrimci ideolojiye dayanıyor.

Birlik bizim ana stratejik silahımız; bu küçük adanın her zorluktan zaferle çıkmasını sağlayan o oldu; Marti’nin “vatan insanlıktır” düsturunu sahiplenen halkımızın enternasyonalist duruşunun ve dünyanın başka topraklarında gösterdiği hünerlerin arkasında o var. Birliğimizi gözümüzden bile çok sakınalım! Bunun böyle olacağından hiç şüphem yok. Mücadeleci gençliğimiz Pinos Nuevos’un bunu güvence altına alacağına inancım tam.

Parti, hükümet, kitle örgütleri ve tüm halkımızın oluşturduğu birlik ve bunun bir parçası olan Devrimci Silahlı Kuvvetler’in ve İçişleri Bakanlığı’nın savaşçıları, düşmanın sistematik yalan üretiminden terörizme uzanan tüm yıkıcı planlarını bir kez daha çökertecek olan kalkandır.

Bugün memnuniyetle söyleyebilirim ki, Küba Devrimi 65 yıl sonra zayıflamak bir yana, daha da güçleniyor; üstelik on yıl önce yine böyle bir günde ve tam da bu yerde söylediğim gibi, halktan başka hiç kimseye verecek hiçbir hesabı olmadan…

Yoldaşlar,

Bugün partimizde, hükümetimizde ve en üst düzey görevlerde bulunanlardan tabanda mücadelenin ön saflarında yer alan on binlerce öncüye kadar toplumumuzun diğer örgüt ve kurumlarında liderlik sorumluluğunu üstlenenlere duyduğum güveni ifade ederken devrimi gerçekleştiren tarihsel neslin duygularını ifade ettiğimi biliyorum. Onların çok büyük çoğunluğu en zor koşullarda eylemleriyle mevcut zorlukların üstesinden gelmek ve halkımızla birlikte ilerlemek için gereken devrimci kararlılığı ve iradeyi gösteriyor.

Kapasite yetersizliği, donanımsızlık ya da sadece yorgunluk nedeniyle bile olsa o anın gerektirdiği görevi yerine getiremeyecek olanlar, yerlerini görevi üstlenmeye istekli başka yoldaşlarımıza bırakmalıdır.

Tüm kadrolarımızı, bunca ihtiyacın ortasında bile yurttaşlarımızın güvenini ve örnek gösterilecek desteğini haklı çıkarmak için daha fazla ne yapılabileceği konusunda her gün düşünmeye, ne naiflik ne de zafer sarhoşluğu göstermemeye, bürokratik yanıtlar vermekten, rutine teslim olma ve duyarsızlığın her türlü tezahüründen kaçınmaya, gökten bir şey yağacağını hayal etmeden elimizdekilerle gerçekçi çözümler bulmaya çağırıyorum. Aynı şekilde, onca görevin ve günlük zorlukların arasında kendinizi geliştirmek için zaman bulun; bilgi her zaman önemli bir silah olmuştur, günümüzde daha da fazla öyle.

Mevcut zorluk ve güçlükler büyük olabilir; ama devrimin ortaya çıkardığı eserler daha da büyük. Düşmanın rezilliklerine karşı en iyi ve en kesin savunmayı onlar oluşturuyor; bu eserler Küba’nın her köşesinde hem maddi hem de manevi olarak kendini hissettiriyor.

Devrim Küba’ya ve Kübalılara onur kazandırdı. Siyaset elit bir kesimin tımarhanesi olmaktan çıkıp bütün bir halk kendi kaderinin öznesi haline geldiğinde iktidar kavramı da yeni bir boyut kazandı. İşte bu nedenle yoksulların devrimini, yoksullar tarafından ve yoksullar için yapılan bu devrimi savunmak ve ileriye taşımak zorundayız.

Tarih bize teslimiyet ve bozgunculuğun nerelere götürdüğünü defalarca gösterdi. Kendimizi direnişle sınırlamayalım. Bu zorluklardan da hep yaptığımız gibi çıkacağız; savaşarak! Baraguá’nın, Moncada’nın, Granma’nın, Girón’un kararlılığıyla ve Başkumandan tarafından bize aşılanan sarsılmaz inançlarla…

Bugün bu daha çok çalışmak ve en önemlisi de işimizi iyi yapmak anlamına geliyor. Anavatanın şanlı tarihine olan bağlılığımızı, şehitlere olan hürmetimizi göstermenin en iyi yolu budur.

Başbakan yoldaş Manuel Marrero’nun birkaç gün önce Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nde çok net bir şekilde açıkladığı gibi, içinde bulunduğumuz karmaşık ve ertelenmesi mümkün olmayan ekonomik savaşta mevcut durumdan çıkmamızı ve gelişmemizi sağlayacak koşulları yaratabilmemiz için bazı fedakarlıklar gerektirse bile üretkenlik, düzen ve verimlilikte ilerlememiz zorunlu.

Bu zorluklara bir yanıt bulmak tüm Kübalı devrimcilerin kaçınılmaz görevi. Böylesi önemli bir günde tüm halkımıza, anavatanın ihtiyaç duyduğu bu ortak çabaya hep alışkın olduğumuz üzere bilinç ve sorumlulukla katılması çağrısında bulunuyorum.

Emin olduğum ve 1 Ağustos 2010 tarihinde Küba Parlamentosu’nda dile getirdiğim bir şeyi burada tekrarlamak istiyorum: “Zorluklar biz Kübalı devrimcilerin geceleri uykusunu kaçırmaz; bizim bildiğimiz tek yol iyimserlikle ve zafere olan sarsılmaz inancımızla mücadeleye devam etmektir”.

Devrimin sadık ve emin koruyucuları olan Devrimci Silahlı Kuvvetler ve İçişleri Bakanlığı bu yüce çabaya kararlılıkla katılacaktır. Şunu kesinkes teyit edebilirim ki, dün eğer İsyancı Ordu’nun muzaffer kollarından özgür, güzel, güçlü ve yenilmez yeni vatan doğduysa, bugün [Devrimci Silahlı Kuvvetler’in ve İçişleri Bakanlığı’nın] savaşçıları da herhangi bir tehdit ya da zayıflık karşısında parti ile birlikte devrimin can damarı olmaya devam etmekten imtina etmeyecektir.

Değerli yurttaşlar,

Başkumandanın otuz yıl önce Küba Devrim Savaşçıları Derneği’nin kuruluşunda yayınladığı mesajda belirttiği gibi: “… Devrimde kuşaklar arası çelişkilerin olmamasının basit bir nedeni var: Çünkü devrimin evlatları arasında iktidar kıskançlığı veya iktidar hırsı olmaz.”

“Biz eski savaşçıların hiçbiri mevkilere yapışıp kalmıyor, ona hizmet ettiğimiz için kendimizi vatanın alacaklısı olarak görmüyoruz; biz gücümüz yettiği sürece, ne kadar mütevazı olursa olsun, bize verilen görevde olacağız”.

Fidel’in sözleri böyle; bugün söylenmiş gibi gibiler.

Böylesine önemli bir günde şunu teyit edebilirim: Bizim en büyük gurur ve mutluluk kaynağımız her türlü sevinç, öfke ya da üzüntü anında Fidel’in yanında yer almış olmak; ondan birliğin tayin edici önemini, düşmanlarımızın önümüze koyduğu engeller ne kadar aşılmaz, karşımıza çıkan tehlikeler ne kadar büyük görünürse görünsün sağduyumuzu ve zafere olan inancımızı kaybetmemeyi, her türlü olumsuzluktan ders çıkararak onu zafere dönüştürecek gücü ortaya koymayı öğrenmiş olmak.

Onun öğretilerine ve yarattığı örneğe sadakatle, işte buradayız! Kahraman Santiago de Cuba’dan tekrar ilan ediyoruz: Bir sıra neferi olarak halkla birlikte, düşmana ve kendi hatalarımıza karşı ayağımız üzengide, palalarımızı kuşanmaya hazırız. Bu topraklarda şu mambi haykırışları daima yankılanacak:

Yaşasın Özgür Küba!

1 Ocak 2024, Santiago de Cuba”

Kaynak: Küba Devrimi’nin 65. yıldönümünde Raul Castro tarafından  Santiago de Cuba şehrinde Céspedes Meydanı’nda yaptığı konuşma Küba Gerçeği tarafından Türkçe çevirisiyle yayımlandı.