Engels’in Güncelliğini Yitirmeyen 1 Mayıs 1890 Tarihli Yazısı
ALİ DOĞU ÇAKIROĞLU
Enternasyonal İşçi Sınıfı Tarihinden
Engels’in Güncelliğini Yitirmeyen 1 Mayıs 1890 Tarihli Yazısı
Kısa Not:
Türkiye için 1 Mayıs en çok 1 Mayıs 1977’de yaşanan katliamla hatırlanır. Ondan yaklaşık bir yüzyıl önce ABD ve Avrupa’da işçi sınıfı mücadelelerinde bu tür katliamlar hep yaşanmıştı. Konu sömürü ve sömürüye karşı mücadele olduğunda kapitalizme karşı mücadele tarihine göz atmak gerekir. “Kazanımlar” denilen ne varsa, küçük çocukların fabrikalara kaç yaşında itileceği, maden işçilerinin kaç yaşında öleceği, emekli olduktan sonra kaç yaşında akciğerlerinin çalışamaz hale geleceği 19. Yüzyıl ve 20. Yüzyıl boyunca titiz araştırma konusuydu. İktisat bilimi bu alanda sağlık bilimlerinden ciddi destek alıyordu. 8 saatlik işgünü mücadelesi de kapitalizmin zaman ve mekân açısından sınırsız sömürü isteğine karşı biraz insanın biyolojik sınırlarının sistem içinden hatırlatılmasını gerektirdi. Bunlar İngiliz fabrika müfettişleri ve doktorlarının araştırmalarıyla netleştirildi. Sonuçta kapitalist sistemin varlığı sömürüyü yasal sınırlara oturtmaktan geçiyordu. İşçi sınıfının mücadeleleri potansiyel tehdit oluşturduğunda, ABD ve Avrupalı egemen sınıflar “kölecilik” sopasına rahatlıkla sarılıyorlardı. Tarihi şimdiki gibi Trump’ın “çılgınlığı,” Netanyahu’nun “deliliği,” Kim’in “yamyamlığı,” Zelinski’nin “palyaçoluğu,” Putin’in “KGB’ciliği,” vb. ile açıklama modasının kökenleri çok eski. Ama günümüzde hâlâ dünya siyasetindeki iki temel gücün, ABD ve Rusya’nın 1860’lı yılların başındaki durumuna bir bakalım:
Rusya’da serflik 3 Mart 1861’de Çar II. Aleksandr tarafından kaldırıldı. ABD İç Savaşı 12 Nisan 1861’de başladı. Marx ve Engels’in enternasyonal işçi sınıfı hareketindeki siyasal taktikleri ilgilendiren çabalarının önemli bir kısmı köleliğin yayılmasını önlemeyi hedeflemişti. Böylece ABD’nin köleci Güney Eyaletleri (Konfederasyon) ile gerici Rus Çarlık rejimi, Avrupa ve özellikle İngiliz burjuvazisinin tam desteğinden yararlanıyorlardı. Marx-Engels’in bu siyasal çizgisi ile 1. Dünya Savaşı’nın sonunda İtalya’da başlayan, oradan Almanya, Japonya’ya yayılan faşizme karşı mücadelenin çarpıcı benzerlikleri vardır. Şimdi de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 25 Mart 2026 tarihinde kabul ettiği transatlantik köle ticareti ve Afrikalıların köleleştirilmesini “insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç” olarak resmen tanıyan karar tasarısına ret ve çekimser oy kullanan “uygar” Batı blokuna bir bakalım: Hayır oyları: ABD, İsrail ve Arjantin; Çekimser oyları: İngiltere ve AB ülkelerinin tamamı. Bu, 21. Yüzyılda da 1 Mayıs’larda emekçi sınıfların kölecilik (faşizm, ırkçılık, cinsiyetçilik, kölecilik) baltasını toprağa gömmemiş bir emperyalizm ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Şimdi bütün sömürgecilik ve sömürge savaşları çağında üç kıtanın nasıl yağmalandığını tek cümleyle hatırlatalım: “Yamyam” Afrika’ya uygarlık ve Hıristiyanlık değerleri; “Barbar” Asya’ya uygarlık, demokrasi ve insancıl müdahale; “Latin” (İspanyol-Portekiz) Amerika’ya ABD demokrasisi ve hegemonyası. Şimdi emperyalist savaşlara alenen destek vermek için aynı masalları bütün dünya halklarına karşı geveleyenler var.
Burada Engels’in 1 Mayıs 1890 tarihli yazısı, Komünist Parti Manifestosu’nun 1890 tarihli Alman baskısına önsözünün çevirisini veriyoruz. Devrimci bilinç özünde Enternasyonalist işçi sınıfı tarihinin bilinciyle oluşmuştur. Dolayısıyla 1 Mayıs’ta Manifesto’ya ve hareketin oluşum dönemlerine göz atmak zaman kaybı değildir. Metinde 1887’de Manifesto’nun Ermenice çevirisinin İstanbul’da bir yayınevi tarafından yayınlanma girişiminden söz ediliyor. Bu da 24 Nisan’da ülkede Marksizm tarihinin derinlikleriyle ilgili ufak bir bilgi. Arşivin temel işlevi gereği kaynakları olduğu gibi yayınlıyoruz. Kaynak: Manifesto of the Communist Party; Principles of Communism, Karl Marx, Frederick Engels; Foreign Languages Press, Peking, 1977; si 18-23.
KOMÜNİST PARTİ MANİFESTOSU
KOMÜNİZMİN İLKELERİ
KARL MARX, FREDERİCK ENGELS
1890 tarihli Almanca Baskının Önsözü [1]
Üstteki yazıldığından beri [2] Manifesto’nun yine yeni bir Almanca baskısı zorunlu hale geldiği gibi Manifesto için burada kaydedilmesi gereken bir hayli gelişme oldu.
1882’de Cenevre’de yayınlanan Vera Zasulich’in ikinci Rusça çevirisinin önsözünü Marx ve ben yazmıştım. Ne yazık ki, orijinal Almanca el yazması kaybolduğundan metni hiçbir şekilde düzeltmeyecek olsa da Rusçadan yeniden çevirmek zorunda kaldım. [3] Şöyle yazıyor:
Komünist Parti Manifestosu’nun Bakunin’in çevirdiği ilk Rusça baskısı, altmışlı yılların başında Kolokol matbaası tarafından yayınlanmıştı. O zamanlar Batı buna (Manifesto’nun Rusça baskısına) sadece edebi bir merakla yaklaşmıştı. Bugün böyle bir şey söylenemez.
O zaman (Aralık 1847) proleter hareketin henüz ne kadar sınırlı bir alanı kapladığını Manifesto’nun son kesimi en net şekilde gösteriyor: Komünistlerin çeşitli ülkelerdeki farklı muhalefet partilerine göre pozisyonu. Burada kesinlikle Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri eksik. O dönem Rusya’nın tüm Avrupa gericiliğinin son büyük yedek gücünü oluşturduğu, Amerika Birleşik Devletleri’nin göç yoluyla Avrupa’nın fazla proleter güçlerini emdiği zamanlardı. Her iki ülke de Avrupa’ya hammadde sağlarken, aynı zamanda onun sanayi ürünlerinin satıldığı pazarlardı. Dolayısıyla, o zamanlar her ikisi de bir şekilde mevcut Avrupa düzeninin temel direkleriydi.
Bugün durum ne kadar farklı! Kesinlikle Avrupalıların göçü Kuzey Amerika’yı rekabetiyle Avrupa’nın büyük ve küçük toprak mülkiyetinin temellerini sarsan muazzam bir tarımsal üretime hazırladı. Dahası Amerika Birleşik Devletleri’nin devasa endüstriyel kaynaklarını Batı Avrupa’nın ve özellikle İngiltere’nin şimdiye kadar var olan endüstriyel tekelini kısa sürede kırabilecek bir enerji ve ölçekte kullanmasına imkân sağladı. Her iki olgu da bizzat Amerika üzerinde devrimci bir etki yaratıyor. Tüm siyasi yapının temeli olan küçük ve orta ölçekli çiftçilerin toprak mülkiyetinin adım adım dev çiftliklerin rekabetine boyun eğmesiyle eşzamanlı olarak sanayi bölgelerinde ilk kez kitlesel bir proletarya ve müthiş bir sermaye yoğunlaşması gelişiyor.
Rusya’ya gelelim! 1848-49 Devrimi sırasında sadece Avrupa prensleri değil Avrupa burjuvazileri de yeni uyanmaya başlayan proletaryadan tek kurtuluşu Rusya’nın müdahalesinde buldular. Çar, Avrupa gericiliğinin lideri ilan edildi. Bugün Çar Gatchina’da devrimin savaş esiriyken, Rusya da Avrupa’daki devrimci eylemin öncüsüdür.
Komünist Manifesto, modern burjuva mülkiyetinin kaçınılmaz olarak yaklaşan çöküşünü ilan etmeyi hedef almıştı. Ama Rusya’da hızla gelişen kapitalist dolandırıcılık ve yeni gelişmeye başlayan burjuva toprak mülkiyeti karşısında, toprakların yarısından fazlasının köylülerin ortak mülkiyeti olduğunu görüyoruz. Şimdi sorma vakti geldi: Yine de büyük ölçüde yıkılmış da olsa ilkel bir ortak toprak mülkiyet biçimi olarak Rus obşçina’sı doğrudan komünist ortak mülkiyetin daha yüksek biçimine geçebilir mi? Ya da tam tersine, önce Batı’nın tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme sürecinden geçmesi mi gerekir?
Bugün buna verilebilecek tek cevap şu: Eğer Rus Devrimi Batı’da bir proleter devrimin işaret fişeği olur, böylece ikisi birbirini tamamlarsa, mevcut Rus ortak toprak mülkiyeti komünist gelişmenin başlangıç noktası olarak hizmet edebilir.
Karl Marx, Frederick Engels
Londra, 21 Ocak 1882
Aynı tarihlerde Cenevre’de yeni bir Lehçe çeviri yayınlandı: Manifest Komunistyczny.
Ayrıca, 1885’te Kopenhag’daki Socialdemokratisk Bibliothek’te yeni bir Danca çeviri yayınlanmıştı. Ne yazık ki bu çeviri eksiksiz değil; çevirmene zor geldiği görünen bazı temel pasajlar çıkarılmıştı. Üstelik yer yer rahatsız edecek ölçüde göze batan özensizlikler göze çarpıyor. Çünkü çeviriye bakılırsa çevirmenin biraz daha özen gösterseydi mükemmel iş çıkarabileceğini de gösteriyor.
1885’te Paris Le Socialiste’te yayımlanan yeni Fransızca çeviri şimdiye kadar yayımlananların en iyisiydi.
Aynı yıl bu Fransızca çeviriden İspanyolca bir çeviri yayımlandı; önce Madrid’de El Socialista’da, sonra broşür biçiminde yeni baskısı: Manifiesto del Partido Comunista por Carlos Marx y F. Engels, Madrid, Administración de El Socialista, Hernan Cortés 8.
İlgi çekici bulduğumdan, 1887’de Ermenice bir çevirinin el yazmasının İstanbul’daki bir yayınevine teklif edildiğini de belirtmeliyim. Ama Marx’ın adını taşıyan bir şeyleri yayınlama cesareti olmayan adamın çevirmene yazar olarak kendi adını yazması önerisini de çevirmen reddetmişti.
İngiltere’de Amerikan [İngilizcesiyle] art arda az çok hatalı çeviriler yeniden basıldıktan sonra nihayet 1888’de özgün bir çeviri yayınlandı. Dostum Samuel Moore’un bu çevirisini baskıya gönderilmeden önce birlikte bir kez daha gözden geçirdik. Başlığı: Manifesto of the Communist Party, by Karl Marx and Frederick Engels. Authorized English translation, edited and annotated by Frederick Engels, 1888, London, William Reeves, 185 Fleet St., E. C. [Yetkin İngilizce çeviri, Frederick Engels tarafından baskıya hazırlanıp notları eklenmiştir] O baskının bazı notlarını mevcut baskıya da ekledim.
Manifesto’nun kendi tarihi var. Yayınlandığı dönemde (ilk önsözde söz edilen çevirilerin gösterdiği gibi) o zamanlar bilimsel sosyalizmin henüz bir avuç öncüsünün coşkuyla karşıladığı kitap, Paris işçilerinin 1848 Haziran yenilgisiyle başlayan gericilik tarafından çok geçmeden arka plana itildi. Nihayet Kasım 1852’de Köln Komünistlerinin mahkûm edilmesiyle “hukuken” de aforoz edildi. Şubat Devrimi’yle başlayan işçi hareketinin sahneden çekilmesiyle birlikte Manifesto da arka planda kaldı.
Avrupa işçi sınıfı, egemen sınıfların iktidarına karşı yeni saldırı için tekrar yeterli güç topladığında, Uluslararası İşçi Derneği kuruldu. Amacı, Avrupa ve Amerika’nın bütün militan işçi sınıfını bir tek devasa orduda birleştirmekti. Bu nedenle, Manifesto’da ortaya konulmuş ilkelerden yola çıkamazdı. İngiliz sendikalarına, Fransız, Belçikalı, İtalyan ve İspanyol Proudhoncularına ile Alman Lassalleciler’e kapılarını kapatmayan bir programa sahip olmak zorundaydı.[4] Marx, bu programı —Enternasyonal Tüzüğü’nün girişi—Bakunin ve anarşistlerin bile takdir ettiği bir ustalıkla yazdı. Manifesto’da ortaya konulan fikirlerin nihai zaferi için Marx sadece kaçınılmaz olarak birleşik eylem ve tartışmalardan doğacak olan işçi sınıfının düşünsel gelişimine güveniyordu. Sermayeye karşı mücadelede yaşananlar ile iniş çıkışlar, hatta başarılardan çok yenilgiler, sadece savaşçılara o ana kadar evrensel reçetelerin yetersizliğini gösterip düşüncelerini işçilerin kurtuluşunun gerçek koşullarını tam olarak kavramaya daha açık hale getirebilirdi. Marx haklıydı. Enternasyonal’in dağıldığı 1874’ün işçi sınıfı 1864’teki kuruluşundan tamamen farklıydı. Latin ülkelerindeki Proudhonculuk ile Almanya’daki özgül Lassallecılık ölüm döşeğindeydi. Bir zamanların aşırı muhafazakâr İngiliz sendikaları bile 1887’de Swansea Kongre’lerinin başkanının onlar adına “Kıta Avrupası sosyalizmi artık bizi korkutmuyor” diyebileceği noktaya yavaş yavaş yaklaşıyordu. 1887’ye geldiğimizde, Kıta Avrupası Sosyalizmi hemen hemen tamamen Manifesto’da müjdelenen teoriydi. Böylece bir ölçüde Manifesto tarihi 1848’den beri modern işçi sınıfı hareketinin tarihini yansıtır. Şu anda şüphesiz tüm sosyalist literatürün en yaygın dağıtılan, en enternasyonal ürünü, Sibirya’dan Kaliforniya’ya kadar tüm ülkelerin milyonlarca işçisinin ortak programıdır.
Yine de yayınlandığı zaman onu Sosyalist Manifesto diye adlandıramazdık. 1847’de iki tip insana Sosyalist denirdi. Bir yanda, çeşitli ütopik sistemlere sarılanlar, özellikle ikisi de o tarihte zaten ölüm döşeğinde yavaşça yok olan mezheplere dönüşen İngiltere’deki Owenciler ve Fransa’daki Fourierciler vardı. Öte yandan, sermayeye ve kâra en küçük bir zarar vermeden, çeşitli evrensel reçeteleri ve her türlü yamalı bohça yöntemleriyle toplumsal kötülükleri ortadan kaldırmak isteyen her türden sosyal şarlatan. Her iki örnekte de işçi hareketinin dışında duran ve daha çok “eğitimli” sınıflardan destek bekleyen insanlar. Ne var ki, işçi sınıfının sırf siyasal devrimlerin yetmediğine ikna olup toplumun radikal bir yeniden inşasını talep eden kesimi o zaman kendisini Komünist olarak adlandırmıştı. Bu hâlâ kaba, sadece içgüdüsel ve çoğunlukla bir parça ham Komünizmdi. Yine de iki ütopik Komünizm sistemini, Fransa’da Cabet’nin “İkarian” Komünizmi, Almanya’da Weitling’in komünizmini yaratacak kadar güçlüydü. 1847’de sosyalizm bir burjuva hareketi, Komünizm ise işçi sınıfı hareketi anlamındaydı. Sosyalizm, en azından kıta Avrupa’sında oldukça saygınken Komünizm tam tersiydi. Çok erken tarihte bile çok kararlı biçimde “işçilerin kurtuluşu işçi sınıfının kendi eylemi olmalıdır” görüşünü savunduğumuzdan bu iki isimden hangisini seçeceğimiz konusunda hiç tereddüt etmedik. O zamandan beri de bunu reddetmek aklımıza bile gelmedi.
“Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” Tamam, ama kırk iki yıl önce, proletaryanın kendi talepleriyle ortaya çıktığı ilk Paris Devrimi’nin arifesinde bu sözleri dünyaya ilan ettiğimizde, çok az cevap aldık. Ne var ki, 28 Eylül 1864’te, Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun proleterleri aziz hatırası olan Enternasyonal İşçi Derneği’nde güç birliği içine girdiler. Doğru, Enternasyonal’in kendi ömrü ancak dokuz yıldı. Ama onun yarattığı tüm ülkelerin proleterlerinin sonsuz birliği hâlâ ayakta ve her zamankinden daha güçlü. Buna günümüzden daha iyi bir kanıt bulunamaz. Çünkü bugün ben bu satırları yazarken Avrupa ve Amerika proletaryası, ilk kez tek bayrak altında, tek ordu olarak, tek acil hedef için seferber ettiği savaş güçlerini sınıyor: 1866’da Enternasyonal’in Cenevre Kongresi’nde, sonra tekrar 1889’da Paris İşçi Kongresi’nde ilan edildiği gibi yasal bir düzenlemeyle sekiz saatlik işgününün standartlaşması. [5] Bugünkü gösteri, tüm ülkelerin kapitalistleri ve toprak sahiplerine bugün tüm ülkelerin işçilerinin gerçekten birleştiği gerçeğini gösterecektir.
Keşke Marx hâlâ yanımda olsaydı da bütün bunları kendi gözleriyle görebilseydi!
Frederick Engels
Londra, 1 Mayıs 1890
Editör Notları:
- Engels, bu önsözü, Mayıs 1890’da Manifesto’nun Londra’da “Sozialdemokratische Bibliothek” dizisi kapsamında yayımlanan dördüncü Almanca baskısı için yazmıştı. Bu eserin yazarlarından birinin derlediği son baskıydı. Aynı zamanda, 1872 ve 1883 tarihli Almanca baskıların önsözlerini de içeriyordu. Engels’in bu yeni baskıya önsözünün bir kısmı, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin yayın organı Der Sozialdemokrat’ın 16 Ağustos 1890 tarihli 33. Sayısı’nda “Komünist Manifesto’nun Yeni Baskısı” başlıklı bir başyazıda ve ayrıca 28 Kasım 1890 tarihli Arbeiter-Zeitung’un 48. sayısında Engels’in yetmişinci doğum gününü kutlayan bir başyazıda yeniden yayınlandı.
- Engels, 1883 tarihli Almanca baskının önsözüne atıf yapıyor.
- Marx ve Engels’in Manifesto’nun Rusça baskısına yazdıkları önsözün kayıp Almanca orijinal elyazması nihayet bulundu. Engels, bu önsözü Rusçadan Almancaya yeniden çevirirken içinde bazı küçük değişiklikler yaptı.
- Lassalle, bizim karşımızda her zaman kendisinin Marx’ın bir “öğrencisi” olduğunu kabul etti ve bu yönüyle tabii ki Manifesto’nun zemininde kaldı. Onun devlet kredileriyle desteklenen üretici kooperatifleri talebinin ötesine geçmeyen ve bütün işçi sınıfını devlet yardımını destekleyenler ile öz gücüne dayanmayı destekleyenler olarak sınıflandıran bazı taraftarları yönünden durum çok farklıydı. [Engels’in notu.],
- Birinci Enternasyonal’in Cenevre Kongresi 3-8 Eylül 1866’da toplandı. Kongre’ye Genel Konsey’i ve Enternasyonal’in farklı seksiyonları ile İngiltere, Fransa, Almanya ve İsviçre’deki işçi derneklerini temsil eden altmış delege katıldı. Başkanlığı Hermann Jung üstlendi. Marx’ın “Geçici Genel Konsey Delegeleri İçin Talimatlar, Çeşitli Sorunlar” başlıklı metni Genel Konsey’in resmi raporu olarak Kongre’de okundu. Kongre’de delegelerin üçte birini oluşturan Proudhoncular, Marx’ın “Talimatları”na karşı gündemdeki tüm maddeleri kapsayan kapsamlı bir program sundular. Ne var ki, Genel Konsey’i destekleyenler tartışma açılan sorunların çoğunda kendi görüşlerini kabul ettirdiler. Kongre “Talimatlar”daki dokuz maddenin altısını kabul ederek karara bağladı. Bunlar uluslararası güçlerin birleşik eylemini, sekiz saatlik işgününün yasallaştırılmasını, çocuk ve kadın emeğini, kooperatif emeği, sendikalar ve muvazzaf ordularla ilgili sorunları kapsıyordu.
Cenevre Kongresi, ayrıca Enternasyonal İşçi Derneği’nin Tüzük ve İdari Düzenlemelerini de onayladı.
Paris İşçi Kongresi — Enternasyonal Sosyalist İşçiler Kongresi — 14-20 Temmuz 1889 tarihlerinde Paris’te düzenlendi ve fiilen İkinci Enternasyonal’in kuruluş kongresiydi. Fransız oportünistler, Possibilistler ve İngiliz Sosyal Demokrat Federasyonu’ndaki takipçileri, Kongre hazırlıklarını üstlenmeye, liderliğini ele geçirmeye ve Marksizm temelinde sosyalist ve işçi örgütlerinin yeni bir Enternasyonal birliğinin inşasını önlemeye çalıştılar. Ama doğrudan doğruya Engels’in önderliğindeki Marksistler onlara karşı ısrarla mücadele ettiler. Kongre 14 Temmuz 1889’da —Bastille’in ele geçirilmesinin 100. yıldönümünde— açıldığında Marksist partiler egemen olmuştu. Kongre’ye 20 Avrupa ve Amerika ülkesinden 393 delege katıldı. Possibilistler, girişimleri başarısız kalınca Marksist Kongre’yi dengelemek için aynı gün Paris’te bir rakip kongre topladılar. Possibilistlerin kongresine yabancı delegelerden sadece birkaçı katıldı ve çoğu da sahte temsilciydi.
Enternasyonal Sosyalist İşçiler Kongresi, sosyalist parti delegelerinin kendi ülkelerindeki işçi hareketiyle ilgili raporları dinledi, uluslararası çalışma hukukunun temel ilkelerini belirledi, sekiz saatlik işgününün yasallaştırılması talebini destekledi ve işçilerin hedeflerine ulaşabilmeleri için izlenecek yollara işaret etti. Kongre, proletaryanın siyasal örgütlenmesinin ve işçilerin siyasal taleplerinin gerçekleştirilmesi uğruna mücadelesinin zorunluluğunu vurguladı. Muvazzaf orduların lağvedilerek, halkın genel silahlandırılmasını önerdi. Kongre’nin aldığı en dikkate değer karar, tüm ülkelerin işçilerine her yıl 1 Mayıs’ı işçi sınıfının uluslararası bayramı olarak kutlama çağrısı yapmaktı.

